×

SİGORTA


SİGORTA 


Avni Gündüz 
 
[Yayım Tarihi: 26 Mart 2026]

Kış mevsimlerine denk gelen ramazanlarda komşu toplantıları olurdu. Kadın ve çocuklar önceden, erkekler ise teravihten sonra giderlerdi. Artık askerlik mi olur yoksa başka hikayeler mi olur gece yarılarına kadar anlatılırdı. 
Kasap Yusuf bir konuda başkasıyla yaptığı tartışmayı anlatırken “Benim ziğortalar bi attı; kapıyı vurdum çıktım” demişti. “Ziğorta atması” her halde tehlikeli bir durumdu, birisinin sigortasının atmaması lazımdı diye düşünmüştüm.

Aynı günlerden aklımda kalanlardan birisi de “yüzük saklama” oyunu idi. Peşkirler sofra bezine konur, oyun oynayacaklar daire olarak sırayla yüzüğü saklardı. Diğerleri de yüzük hangi peşkirin altında onu bulmaya çalışırdı. Son üç peşkir kalmıştı. Yüzük birisinin altındaydı. Emin dayının damadı eline oklavayı alıp iki peşkirin üstüne koyup “bu ikisi biziimm” derken elektrikler gitti. 

Birisi “ziğortalar attı” dedi, diğeri “yok yahu, birazdan gelir” dedi. Hakikaten biraz sonra elektrikler geldi. Peşkirler açılınca da Emin dayının damadının tahmininin tutmadığı görüldü.

Evlerde elektrikli eşyalar yoktu, o yüzden sık sık sigorta atması olmazdı ama sık elektrik kesintisi olurdu. Birinde her nasılsa bizim sigorta atınca babam nerden bulduysa ince bir tel bulup buşona sarmıştı.  Uzun yıllar boyunca sigorta hakkında bilgim bununla kalmıştı.
 
Zamanla arabaların, evlerin ve çeşitli malların sigorta işleri ortaya çıktı. Bizim sigortayla ilgisini bulamamıştım. Bizim sigortalar malımıza zarar gelmeden çalışıyordu, şirketlerin sigortaları malımıza zarar gelirse karşılığını ödüyorlardı. Neden ikisine de aynı adı yakıştırmıştık ki.

Okulda hesap kitap öğrenmiştik ama pratik zayıftı. Sağdan soldan gördüklerimizle idare ediyorduk. Aynı bilgilerle çalışmaya başlayınca sigortalar attı mı (attırmamak lazım!) ustalar hallediyordu. Bir seferinde trafo panosunda 110 volt var dediler. Gittik baktık gerçekten fazlarda 110 volt var. Allah Allah, bu trafoya ne oldu? Tabii ki olayı çözemedim. Şebeke arızayı çağırdık. Usta panoya baktı, bir şey demeden direğe tırmandı ve sigortayı değiştirdi.
 

Şebekeci olmaya başlayınca ev tesisatlarının ince hesaplarından uzaklaştık. Artık trafo sigortaları, hat başı sigortaları, kesiciler ilgi alanımızdaydı. Tabii bir de primer rölelerimiz vardı. Onların ayarlaması ayrı bir uzmanlık gibiydi. Yük durumuna göre ayar yapılabiliyordu. Gerçi rutine binmişti; 630kVA trafoya 40 amper Vlp, 1000kVA’ya 63 amper. 

Wlp Röle
 
Bunun yanında kesici bakımları da yapılıyordu ve bayağı hassas bir iş çıkarıyorlardı. Ben şebekecilik yaşamımda sekonder korumaların çalışmadığını çok gördüm ama bizim eski usul primer rölelerle korunan kesicilerde pek şaşma olduğunu hatırlamıyorum. İndirici Trafo merkezlerimize bir şey diyemem çünkü onların sürekli nöbette olan teknisyenleri vardı.

Fuarda 1mt civarında genişliği olan bir pano görmüştük. Giriş, çıkış ve trafo hücresi bir arada. Adı RMU imiş. Trafo koruması da sigorta ile. Kullanışlı, boyutları küçük ama bize göre riskli! Ayırıcının açık olup olmadığı belli değil. Ya bir kutup açılmazsa? Ancak kimse binasından trafo yeri vermek istemiyor, belki bu açıdan iyi olur ama…

Bir müddet sonra bu RMU’lardan ambara geldi. Mecburen montajlarını yapıyoruz ama hala “ayırıcı açık mı kapalı mı?” konusunda tereddüt devam ediyor. Bu arada bir iki yerde sigortalar atınca aynısıyla değiştiriyoruz fakat bir terslik var. Çıkan sigortalar bir iki yerden delik benzeri darbeli. Başlangıçta çözemedik

 
Sonunda RMU’nun birisi patladı. Nasıl oldu, nasıl gitti? İlk önce bilemedik tabii. Getirdik, olabildiğince parçalara ayırdık. Baktık ki arıza sigortaların olduğu bölümde. Sigorta yuvasını sökünce sigortaya üç ayrı noktadan sivri uç şeklinde bastığını gördük. Bizim bildiğimiz sigorta yuvası sigortayı tamamen kavrar. 

Tuttuk firmasına yazı yazdık, yurt dışından bir teknisyen geldi ve bize sivri uç ile basmanın daha iyi olduğunu (!!!) söyleyip gitti. Büyüklerimize başvurduk. Sigorta imalatçılığı da yapan Erdem Bey (mühendis abimiz) sağ olsun geldi ve bunun böyle olmayacağına dair teknik bilgi ve bir de standart numarası verdi. Daha sonra da bu türden korumalı RMU alınmadı.

Elimizde standart yok. Varsa yoksa şartname var ve orada da böyle ayrıntılar maalesef yoktu. Ama yabancıların da standartları zorlayarak bazı imalatlar yapabileceği aklımızda yer etti. Genellikle yabancı mallar kaliteli(!) diye biliriz ama öyle de olmuyormuş.

Başka bir firmanın temsilcisi Cevdet beyle diyaloglarımız devam etti. O bize kendi firmasının kendi elemanları için hazırladığı dokümanlar ile teknik broşürlerini getiriyordu. Sık sık da “standart” deyip duruyordu. Yalnız sigorta kesiciden daha iyi korur diye bir şey söylediğinde kafam karışmıştı. Küçük güçteki trafolar için neyse ancak trafo güçleri 630kVA’yı geçince kesici kullanıyorduk. Bizim primer röleler de arızasız çalışıyordu. Bir kere bile yanan trafo görmemiştik o zamana kadar. Direk tipi trafolardaki sigorta patlamalarından da az çekmemiştik. Kırsalda ve ormanlık alanlarda yangınların nedenlerinden birisi sigorta oluyordu. Direk dipleri temizletilip önlem alınmaya çalışılıyordu. Nerden bilelim satıcılardaki sigortaların kumlarının bile özel olması gerektiğini. Hepsi aynıydı bize göre hatta TEK Adapazarı atölyelerinde şeklen aynı sigortalar yapılıyordu. 
İlk sigorta ile ilgili bilgilendirme yazımı oradan ve bizim şartnameden faydalanarak yazdım. Hele bir de standart  IEC 60282’e göre filan deyince daha bir inandırıcı oluyordu kendi aramızdaki seminerlerde de. Aslında hocamız Güngör ve Deniz beyler idi. Onlar TEİAŞ tarafında idi ama koruma ve selektivite konularında hiç yorulmadan bıkmadan bilgi verirlerdi. Eskiden kalma bir baraka dershane şekline getirilmişti. Kısa devre, topraklama vb dersleri aldık. 

Bu ikili beraber çalıştıkları diğer iki kişiyle beraber bizler için (36KV’ta kadar) “Trafo Merkezleri Tasarımı” adıyla çok güzel bir kitap hazırladılar. EMO yayınlarında çıkmıştı. Halȃ saklarım.

Kitabın içeriği için lütfen tıklayınız. 

Daha sonra Genel Müdürlükte çalışan adaşımdan epey destek almıştık. Şartname ve standartlar konusunda başımız sıkıştığında kendisini arardık. O günlerden bu günlere epey zaman geçti ama AG/YG sigortaları dahil güncel standartlara ulaşmamız hala çok zor. Bir kere bize göre çok pahalı. Kendimizi mi geliştireceğiz, evimizi mi geçindireceğiz? Bir Yargıtay başkanı “vicdanla cüzden arasında sıkıştık” demişti. Mühendisler de öyle. Hele şimdi, asgari ücrete yakın aylık gelirleriyle ne yapabilecekler?

TSE’ye bu konuda başvuru yapılmıştı. Hiç olmazsa standartlar belli bir ücret karşılığı ekran okumasına açılsın diye. Baştan savdılar. Bekle dur artık; bunun faydalarını anlayacakları zamana kadar.

Hatırımda kaldığı kadar Almanya’da 60 küsur kadar sadece topraklama alanında çalışan “komisyon” benzeri oluşumlar varmış. Gerisini biz düşünelim. Gerçi bizlerden başka düşünen yokmuş gibi geliyor ama ne yapıp edip teknik komite, komisyon, araştırma, inceleme vb konularında yüzlerce teknik çalışma grupları oluşturulması için önümüze gelen yetkiliye baskı yapalım. 

Deniz yıldızı hikayesindeki gibi çıkmayan candan ümit kesilmez.
 
Paylaş:
E-BÜLTEN KAYIT
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!
E-Bülten Kayıt