×

AKTARMACILIK


AKTARMACILIK

M.Emin Atılgan, M.Necat Haksal

 


[Yayım Tarihi:  6 Mart 2026]
Çalışmanın konusu, İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserindeki “Aktarmaya alışık kişi, incelemeden yazar, aktarır durur. Tutarlı bakış ise yöneltildiğinde, gerçeği bulup ortaya çıkarır" söylemini paylaşması ile gündeme gelmiştir.
 

 

Hangi konuda olursa olsun insanı, kendisine öğretilenleri de değerlendirerek bilimsel metodolojiyi kullanmaya sevketmeli,  bunun için;

•    bilgi sahibi olma ihtiyacını duyması, 

•    aklın önemini  görüp kullanması, 

•    öğrendiklerini uygulaması,  
  
•    uyguladıklarından dersler çıkararak daha öğrenecek başka şeyler olduğunu hissetmesi   

•    ve bu sürecin böyle devam etmesi gereği hatırlatılmalıdır.”

Evrende hiçbir şeyin durağan olmadığından başlayarak, bu çalışmaya adını veren aktarmacılık kavramının ne demek olduğuna bakalım.

- Aktarmacılık :  
1. Aktarma fiili, aktarma fiilini yapma, nakilcilik,
2. İktibascılık.

- Aktarmak :  
1. Bir yerden, mekandan veya kaptan diğerine geçmek, geçirmek, nakletmek.                      
2.Bir  metinden parça almak, iktibas etmek, alıntı yapmak.
3. Elden veya gözden geçirerek  bozuklarını ayıklamak, sağlamlarıyla değiştirmek, çatı aktarmak, dam aktarmak.
4. Tarlayı tekrar sürmek.
5. Arayarak altüst etmek.
6. Çevirmek, tercüme etmek (metni İngilizceden aktardık).
7. Gözden geçirme şeklinde okumak (kitabı bir gecede aktardım).

Aktarma Fransızcada “Transmission” kelimesinin karşılığı olup geçirmek (bir şeyi bir yerden veya kişiden başka bir yere veya diğerine geçirmek) kökeninden gelmektedir.  Fransızcada “gelenek” demek olan “Tradition” ise Latincede "aktarım" anlamındadır. 
İ
nsanların önceleri sözlü sonraları ise yazılı aktarımlarının nedeni geleneklerinin kaybolmaması içindir. Aktarımda, aktarılanlar açısından birinin diğerine bağlı olması dolayısıyla bir süreklilik vardır. 

Aktarımın bağımlılığı onun süreklilik özelliğindendir. Her aktarılan bir sonrakine temel teşkil eder ve bu şekilde yaşamın devamlılığı sağlanmış - geçmiş geleceğe bağlanmış olur. Bu, hareket ve zaman geçmesi ile ilişkilidir. Hareket insanlar arasında motivasyon sağlar, zaman geçmesi ise nakledilenin kök salmasına sebep olur. Bu nakiller eskiden geldiği düşüncesiyle hemen kabullenilmez. Bir ideolojiye inanmak gibi bakılmaz, kaynağı araştırılır, sorgulanır. 

Bildiğiniz gibi, ideolojiler çoğu insan için hayatı kolaylaştırır, nerede duracağını, ne yapacağını, hatta nasıl yapması gerektiğini dahi söyler. Karar almasını daha kolay hale getirir, en azından seçeneklerini sınırlar  düşünmesine ihtiyaç bırakmaz. Aydınlanma çağının sonlarında yaşamış liberal eğilimli, aristokrat bir düşünür olan Antoine Louis Claude Comte Destutt de Tracy  için ideoloji, “fikirleri ve fikirlerin köklerini inceleyen bir bilim”dir. 
 
Destutt de Tracy (1754-1836), filozof ve 1790'larda İdeologlar olarak bilinen klasik liberal cumhuriyetçi grubun (Cabanis, Condorcet, Constant, Daunou, Say, Madame de Staël'i de içeren) kurucularından biriydi; Devrim ve Restorasyon dönemlerini kapsayan çeşitli rejimler altında siyasetçi ve etkili bir yazardı.

Ancak daha sonraları ideolojiler fikirlerin bilimi değil fikirlerin kendisi olarak anlaşılmaya başlandığından tartışılmaz ve sorgulanmaz olmuş ve maalesef dogmaya dönüşmüştür.  Halbuki, mesleğimizdeki araştırmacı, kuşkucu yaklaşım bizi her zaman çalışılan konuya eleştirel bakmaya zorlamaktadır,

Mağara devrinde insanlar mağara duvarlarına resim çizerek aktarım yapmışlar. Söz ve yazı, iş-lerini kolaylaştırmış sonraları. Biyolojik olarak aktarımın öznesinin DNA olduğu yakın zamanda anlaşılmıştır.

DNA molekülünden canlı hücreye doğru...
Kaynak: William Crochot, Public domain, via Wikimedia Commons



 Törenler, din, ticaret, turizm, eğitim öğretim, sanayi ile ilgili ve  endüstriyel  kopyacılık/taklitçilik, internet, aktarımın araçlarından değil midir? Peki ya evrim nasıl bir aktarım aracıdır? Doğa da öyle değil mi-dir? Hem aktarıcı hem aktarım aracı. Doğum ve ölüm yaşamın merkezinde olmaya devam ettiği sürece bağlantı, aktarım ile sağlanacaktır. Hem dikey hem de yatay olan aktarım eylemi suya atılan bir taşın meydana getirdiği ve gittikçe genişleyen çemberler halinde yayılır. Aktarım, düşünce özgürlüğü, aynı ideallere bağlı olanlarla karşılıklı tartışma, sembol ve ritüellerin yardımı ile gerçekleştirilir. Aktarım hem içsel hem de dışsaldır. 

Aktarma eylemi ile düşünce özgürlüğü üzerinde biraz durmakta yarar var. der. “Eylemek için anlamak gerektiğini” anlatan düşünür, “anlamak için ise düşünmenin şart olduğunu” söyler. “Neden aktarmalıyız ve neyi aktarmalıyız?” sorularına verilecek cevaplar için düşünceden eyleme giden yolun amacının doğayı anlamak olduğunu bilmek gerek. İyi ve doğru anlayabilmek için ise düşüncenin özgür ve bilimsel olmasını söylemeye gerek var mı? 

 

Carl Sagan, Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı adlı kitabında “bilim bir bilgi dağı olmaktan başka bir düşünme şeklidir” diyor.  “Sorgulama ve sınama onun özünü oluşturur. Anlamaya ve neticede eylemeye giden yolu açar. Elde edildikten sonra bilimi popüler kılmak, yani yöntem ve bulgularını bilim insanı olmayanlara da açıklayıp onların erişebilmesine olanak sağlamak” aktarmacılık için çok iyi bir örnektir. “Bu sayede toplum bilgi sahibi olup çevresinde olup bitenleri sorgular hale gelecektir.” Aktarmacılık olmasaydı “yüzyıllar öncesinde Copernicus’un güneş sistemi modelini inceleyen ve Tycho Brahe’nin gözlemlerini kullanan Kepler, kendi adıyla anılan yasaları bulamazdı, Newton yerçekimi yasasını ortaya koyamaz ve Einstein bu yasayı çok yüksek hızlar için geçerli hale getiremez, milyarlarca dolara mal olan teknolojik gelişmeler, uzay araçları, roketler ve ay modülleri olmazdı….”
 

Prof.Cemal Yıldırım Bilim Felsefesi adlı kitabında “bilimsel düşünmeye sahip bir kişinin her şey den önce gerçeğe dönük ve olaylara saygılı olduğunu” söyler. “Bu kişi yargılarında tutarlı ve ihtiyatlıdır, olgulara dayanmayan uluorta genellemelerden kaçınır, akla ya da ortakduyuya (toplumun geçerli diye kabul ettiği inanç, düşünce ve varsayımların tümü)   ne kadar yakın görünürse   görünsün hiçbir konuda ön yargılara, dogmatik inançlara saplanmaz. Bilimsel düşünme belli bir dünya görüşüne dayanır. Bu görüş rasyoneldir; her türlü mistik ve doğaötesi görüşlerin karşısında yer alır. Doğada olup biten olayları, doğaüstü kuvvetlerin varlığını tasarlayarak değil, gene doğal olaylara başvurarak açıkla-maya gider. Bilimsel düşünce bir anlama, bulma, doğrulama yöntemidir. İnsanlık uzun geçmişinde aynı amaçlar için başka yolları da denemiştir. Mitoloji, din, metafizik gibi bilim dışı yollarla evreni anlamaya çabalamıştır. Fakat bu çabaların hiçbiri başarılı olmamıştır, bilimsel bilginin sağladığı güvenilir bilgiye, olguları açıklama gücüne erişememiştir.  Bilim donmuş, statik bir konu değildir. Sürekli ve artan bir hızla  değişen, gelişen bir  etkinliktir. Örneğin, Newton'un yerçekimi hipotezi  200 yıl boyunca bir doğa yasası olarak kabul edildiği halde geçen yüzyılın sonlarına doğru olguları açıklamada yetersizliği görülünce eleştiriye uğramış, daha sonra yerini daha güçlü olan Einstein teorisine bırakmak   zorunda kalmıştır.”
 

Din, aktarmacılık konusunu incelerken neredeyse her taşın altından çıkan, aktarmacılığı karalamaya götüren, amiyane deyişle oyunbozan bir kavramdır. 

Carl Gustave Jung, Anılar, Düşler, Düşünceler adlı kitabında “inancın en büyük günahı deneyime izin vermemesiydi” der. Din ve Rasyonalite adlı kitabında Abdüllatif  Tüzer bunu şöyle yorumlamaktadır: “Yani geleneksel din, inancı, hep katı ve sorgulanamaz yorumlarla ortaya koyduğu itikadi ve ameli prensipler çerçevesinde tanımlamış ve dini de kendisinin dayattığı kolektif nitelikli resmi ideolojiyle özdeşleştirmiş, bunun sonucunda da bireysel dinsel tecrübelerin söz sahibi olmasına ve tanınmasına, farklı din algısı ve yorumlarına pek sıcak bakmamıştır.” 

Kabul edilemeyecek husus, dindeki mutlak itaat, sorgulama yasağı ve geliştirmek için düşünmeye kapalı olmasıdır. 

Aktarım başarısız olursa veya aktarım olmazsa kültür veya uygarlığımız yok olur. 


Başarısız aktarıma en güzel örneği, 1923 yılında büyük Atatürk tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınması ve çağdaş medeniyetler seviyesine yükseltilmesi çabalarında görürüz. Bu, Atatürk’ün toplumu dönüştürme projelerinin ilgililere iyi aktarılamaması neticesinde Köy Enstitülerinin ve Halkevlerinin kapatılması konusudur.

 Ne yazık ki ülkemizin bugünkü dışa bağımlı halinin en önemli sebeplerinden birisidir. Şüphesiz emperyalizmin gayretlerinin de altını çizmek gerekir. Niyazi Berkes’e göre (Türk Düşününde Batı Sorunu ve Niyazi Berkes’in Sosyoloji anlayışı) : “Türkiye’nin Kemalist devrim dönemindeki bağımsız yaşama çabaları kalıcı olmamıştır. Kemalizmin ilkeleri ve toplumsal dönüşüm politikaları genç Cumhuriyet’in yöneticilerine iyi aktarılmadığı için Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye yeniden emperyalizmin egemenliği altına girmiştir.”

Halbuki Atatürk döneminde toplumun dönüştürülmesi için birçok proje geliştirilmiş ve hayata geçirilmiştir. Halen uygulanmakta olan Amerikan eğitim sisteminin kurucusu John Dewey, 1924’te Türkiye’ye davet edilerek eğitim sistemimiz inceletilmiştir. Dewey’in verdiği rapor üzerine Köy Enstitüleri ve Halkevleri fikri doğmuş, uygulanmış ve feodalizmin üstesinden gelebileceğinin ipuçlarını vererek kısa zamanda çok başarılı olmuştur. Ancak, bir taraftan emperyalist güçler, diğer taraftan toplumun aydınlanarak feodalitenin yıkılacağını gören toprak ağaları bu sihirli okulları kapattırmışlardır. Köy Enstitüleri ve Halkevleri cahil, eğitimsiz halka yaşamlarında hemen deneyimleyebilecekleri, sonuçlarını hemen görebilecekleri ve hayatlarını kolaylaştıracak bilgiler aktarımı yapan eğitim kurumları idi. 
 

Aktarmacılık konusu ile bir toplumsal yapının sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal süreçlerini etkileyen eğitimin ilişkisi çok önemlidir. Toplumun gelişmesi için nesillere yapılacak aktarımın eğitime ne kadar çok ihtiyaç duyduğu bu örnekle çok güzel anlatılmaktadır. Eğitim; planlama, yönetim ve değerlendirme boyutlarıyla karmaşık bir süreç olduğundan eğitim felsefesi bu karmaşık süreçte yol gösterici bir işleve sahiptir. Eğitim felsefesi akımları ve beslendiği genel felsefi akımların incelenmesi bu sununun kapsamı dışındadır, ancak Kemalist yöntemin neyi aktaramadığını anlayabilmek için John Dewey’in yaklaşımına göz atmakta yarar görülmüştür.

“Pragmatik felsefeye dayalı ilerlemecilik felsefesi değişim ve gelişimi amaçlar. Geleneksel eğitimin tutuculuğuna, biçimciliğine, sıkı disiplinciliğine ve dayatmacılığına karşıdır. Genel olarak değişim ve gelişim çalışmalarına odaklanır. İlerlemecilik felsefesi değişime açık olup değişmeyi denetleyip toplumu kültürel ve sosyolojik açıdan yeniden yaratmayı, demokrasiyi egemen kılmayı, deneme ve yanılmalarla yaşamı öğrenmeyi, bireyi yaşantılar yoluyla geliştirmeyi ve kendini gerçekleştirip denge sağlamasını amaçlar. Eleştirel düşünme, problem çözme, karar verme ve uygulama esastır. Bireyin kalıplaşmış düşünce ve idealleri öğrenmesi ve aktarmasının pratik yarar sağlaması imkansızdır.  İçerikten çok düşünme, sorun çözme, yaratıcılık ve yararcılık önemlidir. Öğrenme sürecinde gözlem ve deneye, bilimsel araştırmaya dayalı öğretim yöntemleri kullanılır. Bu anlayışa dayalı olarak eleştirel düşüncenin geliştirilmesi ve demokratik    davranışların içselleştirilmesi yarara dayalı çıkarsamaların yapılması önceliklidir. Pragmatist eğitimde bilgi sonradan öğrenilir. Bilgi bilimsel yöntemle sınama ve yanılma yoluyla öğrenilir.” (Charles Sanders, C.S.Pierce, William James, John Dewey)
 

Başarısız aktarımdan sonra bir de olumsuz veya kötü aktarıma değinmek isteriz. Örneğin, kan davası, kadını erkeğin malı olarak gören töreler, başlık parası, mezhep ayrımı, ırkçılık, vb. aktarımlar insanlar arasındaki sevgiyi yok eden, bunun yerine kin ve nefret tohumları eken, düşmanlık yaratan ve ne yazık ki halen var olan aktarımlardır.  Necip  Arıduru,  Akıl Defterimden adlı kitabında şöyle diyor: ”İnsanlar bencil canlılardır. Her zaman önde olmayı ve herkesin kendilerine hayranlık duymasını isterler. Oysa bilge olabilmek için bilimsellik, akıllılık ve bilgililiğin yanı sıra kendisiyle alay edebilecek kadar alçak gönüllü olabilmek, cahil bir kimsenin ya da küçük bir çocuğun anlattıklarını toleransla ve saygıyla dinleyerek dersler çıkarabilmek, eş deyişle erdemli de olmak gerekir” deyip devam ediyor: “Kendimizi aşabilirsek tarafsız düşünebiliriz. Tarafsız düşünebilirsek özeleştiri yapabili-riz. Özeleştiri yapabilirsek özgür düşünce üretebiliriz. Özgür düşünce üretebilirsek doğ-ruları bulabiliriz. Doğruları bulabilirsek kendimizi aşabiliriz. Kendimizi her aştığımızda yeniden en başa dönebilirsek işte ancak o zaman bilgeliğin sonsuzluğuna doğru ilk adımlarımızı atabiliriz.”

Sevginin saygının toleransın olmadığı bir aktarım, toplumda özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ortamının oluşmasına en büyük engeldir. 

Aktarım sadece tek taraflı bir eylem değildir.  Aktarıcı elinden geleni yapsa bile, alıcı yeteri kadar istekli değilse aktarımın başarısız olması kaçınılmazdır. Alıcı eğer alması gerektiğinin farkında değilse veya istekli değilse aktarıcının gayretleri boşuna olacaktır. Toplumların dönüşümü de öyle değil midir? Klasik deyişle eğer kendi iç dinamiğiyle harekete geçmiyorsa dışarıdan empoze  edilerek, ite kaka topluma bir yeniliği kabul ettirme, bir konuda duyarlı olmasını bekleme boşuna olacaktır. 

Dr. Ayda Yörükan şöyle diyor: “ İçimizdeki iyi şeyleri, tıpkı bir maden ocağından değerli madenler çıkarıyormuşçasına, çaba ile, sebatla ve umutla gün ışığına çıkarmaya çalışmalıyız. Onları bencilliğimizin, dar görüşlülüğümüzün, kayıtsızlığımızın, tembelliğimizin ve bilgisizliğimizin soğuk külleri arasında bırakmamalıyız. Hiçbir işe yaramayan boş hayıflanmalara ve pişmanlıklara kapılmamak, “geçti”, “bitti”, “boşu boşuna” diye sızlanmamak için uyanık bulunmak zorundayız. Bize yardım ellerini uzatan büyük düşünürlere, filozoflara ve bilginlere kulak vermek ve onların bize sundukları bilgileri kendi aklımızın ve kalbimizin süzgecinden geçirerek, kendi yaşantılarımız, çabalarımız ve deneyimlerimizle değerlendirerek, kendimize mal etmek zorundayız.”

Ve, bunların birer tohum olduğunu, ancak elverişli topraklarda çimlenebileceğini unutmamalı ve bu tohumları o elverişli topraklara atmalıyız ki onlar da yeni tohumlar üretebilsinler.
 

 
Paylaş:
E-BÜLTEN KAYIT
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!
E-Bülten Kayıt