Ülkemizdeki Sanayicinin ve Rekabetçi Üretimin Temel Sorunlarına Bakış

Ülkemizdeki Sanayicinin ve Rekabetçi Üretimin Temel Sorunlarına Bakış
Levent Taşkın
Türkiye’de üretim yapan şirketlerin artan işçilik maliyetleri, artan hammadde maliyetleri, yüksek faiz ve finansman maliyetleri nedeniyle karlılığındaki baskılar ve olumsuzluklar artmaya devam etmektedir. Ülkemizde üretilen ürünlerin Avrupa ve Amerika dahil birçok coğrafyada rekabet edebilirliği gün geçtikçe zayıflıyor ve bu nedenle firmaların ihracat oranları giderek azalmaktadır. İç pazardaki talep daralması ve ekonomik olarak alım gücünün azalması nedeniyle hem iç pazar hem de dış pazarda üretimlerini değerlendirebilme potansiyellerinde sıkıntılar yaşanmaktadır.
Bugün şirketlerin en büyük sorunu geleceğe yönelik bu çıkmazla nasıl baş edeceği ile ilgilidir. Bugünün rekabetçi üretimi gelecekte dijital dönüşüm, Ar&Ge çalışmaları ve yapay zeka ile çok daha farklı boyutlara doğru gelişmektedir. Ülkemizin bu konudaki alt yapı, vizyon ve strateji eksikliği yanı sıra sanayicimizin tek başına bu dönüşümde çaresiz kalışı, gelecekte ülkemizin bugün rekabet edebildiği bazı coğrafyalara bile rekabet edemeyeceği için ürün satamayacak konuma gelme riskini açıkça göstermektedir.
TÜSİAD tarafından 2025 yılında "Üretken Yapay Zeka Devrimi: Küresel Etkiler ve Türkiye'nin Konumu" konulu çok önemli bir yayınlanmıştır.
Raporun Tanıtımında TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Orhan Turan'ın raporu tanıtım konuşmasında belirttiği gibi;
Yapay zekanın sunduğu potansiyel, işletmelerin daha verimli, yenilikçi ve rekabetçi hale gelmelerine olanak tanıyor. Ancak bu dönüşüm aynı zamanda, veri yönetişimi, etik, gizlilik, siber güvenlik tartışmalarını da, beraberinde getiriyor. Şirketler yapay zekayı çığır açıcı bir teknoloji olarak görseler ve iş süreçlerine entegre etmeye çalışsalar da etik, hukuki ve yönetişim alanlarındaki belirsizlikler çekimser kalmalarına yol açabiliyor. Hepimizin bildiği gibi veri artık bir hazine, verinin işlenmesi ve güvenliği de en öncelikli konularımızdan biri. Yapay zeka tabanlı sistemler, bir yandan milyarlarca veri paketini anlık olarak analiz ederken, diğer yandan kötü niyetli aktörlerin istismarına da açık olabiliyor. Bu da güvenlik sistemlerimizin yalnızca teknik değil, dijital altyapı, etik ve yönetişim boyutlarıyla da, yeniden yapılandırılması gerektiğini gösteriyor. Veri koruma alanındaki kapasitenin tesisi ve güvenlik standartları konularının önemi artıyor.
Bu nedenle, güvenlik çözümlerimizi geliştirmek, etik ilkeleri ve uluslararası iş birliğini merkeze almak, yapay zeka ile siber güvenlik arasındaki stratejik bağın farkında olmak önemli. Bu kapsamda rekabet politikası ve düzenlemelerin de, inovasyon ekosisteminin gelişimine katkı sağlayacak şekilde güçlendirilmesi gerekiyor. Yapay zekâ sistemlerinin kullanımının artmasıyla istihdamda ani ve uç noktalarda bir değişim yerine, işlerin ve pozisyonların niteliğinde bir değişim öngörülüyor. Bu kapsamda ihtiyaç duyulan beceri gereksinimlerini karşılamak için, iş gücümüzü de eş zamanlı geliştirmemiz gerekecek. Becerileri artırma, yeniden beceri kazanma ve hayat boyu öğrenme yaklaşımıyla, mevcut ve potansiyel iş gücünün yetkinliklerini artırmak en önemli önceliklerimizden olmalı.
Yapay zekânın tetiklediği bu teknolojik dönüşüm, sektörlerimiz ve şirketlerin üst düzey yöneticileri için stratejik bir gündem olarak karşımızda. Rapor, hem konuya global bir bakış, hem de Türkiye’deki iş dünyasının yapay zekaya yaklaşımı açısından kıymetli ipuçlarını barındırıyor.
TÜSİAD “Üretken Yapay Zeka Devrimi: Küresel Etkiler ve Türkiye’nin Konumu” raporuna ulaşmak için lütfen tıklayınız.
26 Ağustos 2026 itibarıyla Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki temel fark, yapay zekâ alanında bağlayıcı ve doğrudan uygulanabilir bir hukuk rejimi ile strateji/uyum hazırlıkları arasındaki farktır. Avrupa Birliği'nde Regulation (EU) 2024/1689 - Artificial Intelligence Act kademeli olarak uygulanmakta; Türkiye'de ise henüz AB AI Act'e denk kapsamlı ve müstakil bir Yapay Zekâ Kanunu yürürlükte değildir. Bununla birlikte Türkiye, 2026-2030 dönemine yönelik politika ve eylem planlarıyla AB ile uyumlu bir düzenleyici çerçeveye yönelmektedir.
Türkiye’nin 2026-2030 dönemindeki yapay zekâ politika çerçevesi, 17 Ağustos 2026 tarihli 2026/9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile idari uygulama zeminine kavuşmuş; Genelge 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Genelge, 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi döneminin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin vizyonunu teknolojik egemenlik, rekabet gücü, veri odaklı kalkınma, güvenilir yapay zekâ ve sürdürülebilir dijital dönüşüm hedefleri doğrultusunda güncellemektedir.
Genelgeye göre Eylem Planı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının koordinasyonunda kamu, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle hazırlanmıştır. Kamu kurum ve kuruluşlarının, Eylem Planı kapsamında üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları hassasiyetle yerine getirmeleri ve uygulama sürecinde ihtiyaç duyulan destek ve yardımı sağlamaları istenmektedir.
ETP Portalında yayınlanan "Avrupa Birliği ve Türkiye'de Yapay Zekâ Mevzuatı" konulu yazıya ulaşmak için lütfen tıklayınız.
Bugün ve gelecekte üreticinin ve dolayısıyla her sektörde ayakta kalmaya çalışan sanayicimizin var olan temel problemleri gelecekte de önündeki en büyük engeller olmaya devam etmemelidir.
1. Nakit ve finansman ihtiyacı: Yüksek faiz, yüksek enflasyon, yüksek kur riski ile büyüme ve yatırım yapma imkanı, maliyetleri ve girdileri optimize etme imkanını zora sokmaktadır. Büyürken nakit yaratma şansı azalmıştır. Üstelik faizden veya finansmandan elde edilen gelir, üretimden elde edilenden daha fazla duruma gelmiştir. Artık şirketler için sadece ciro, EBITTA EBITA(Earnings Before Interest, Taxes, Depreciation, and Amortization/Faiz, vergi ve amortisman öncesi kazanç) , net kar, pazar payı gibi kriterler önemli olmamaktadır. Serbest nakit akışı çok daha önemli hale gelmiştir. Yüksek faiz, stok finansmanı, müşteriye verilen uzun vadeler, gününde tahsilat oranlarının düşük olması ve yatırım kredilerinin maliyeti şirketin nakit döngüsünü bozmaktadır.
2. Rekabetçi üretim maliyeti: Artan enerji, işçilik ve hammadde fiyatları ile Türkiye’de üretmek yerine birçok büyük kuruluş artık ülke dışına üretim tesislerini taşımakta veya bunu yakın gelecekte yapmayı planlamaktadır. Yurt dışından ülkemize yatırım yapmaya gelen markalar bu düşüncesinden vazgeçmektedir, aynı zamanda var olan yabancı şirketlerin ülkemizdeki üretimlerini durdurma oranları artmaktadır. Ülkemizde yatırım yapmış şirketler neden üretimlerini durdurup ülke dışına çıkıyorlar ya da neden ülkemizde artık yabancı şirketler yatırım yapmıyor diye çok iyi düşünmemiz gerekiyor. Buradaki tehlikeyi artık görüp yabancı yatırımcılar ve belirli sektörler için cazip fırsatlar yaratacak, onların çekincelerini yasalarla güvence altına alacak temel değişiklikleri yapmak zorundayız.
Artık hedef; “daha düşük ücretli insan çalıştırmak” değil, “aynı insanla çok daha fazla üretmek” olmalıdır. Nasıl verimlilik artışı sağlanacak, nasıl bir teknoloji transferi yapılacak, nasıl artı bir katma değer sağlanacak, nasıl yetişmiş ve kalifiye eleman bulunacak, nasıl bir otomasyon sistemi ile geleceğe ait bir alt yapı oluşturulacak? diye çözümler üretmeliyiz. Devletin bu konuda bir politikası ve yol gösteren stratejisi olmazsa bu nasıl yapılacak? Bunun yapılması için araçlar; yapay zeka, otomasyon, yalın üretim, öngörücü bakım, dijital kalite, enerji optimizasyonu, üretim verisi analitiği gibi temel unsurlar olacaktır.
3. Yapay zeka ve dijital dönüşüm: Türkiye'nin üretim şirketlerinin otomasyon, robotik, yapay zekâ, enerji verimliliği ve dijital dönüşüm yatırımı yapması gerekiyor. Sadece ürün satmak yerine, ürün + IoT + AI + enerji yönetimi + servis + uzaktan izleme + bakım + yazılım satılmalıdır. Böylece ürün bir donanım olmaktan çıkıp çözüme dönüşebilecektir. “Yapay zeka (AI) kullanmayan şirket nasıl rekabet edecek?” sorusu temel sorudur. Yapay zeka üretim planlamasından stok tahminine, ürün geliştirmeden lojistiğe, makine bakımından satın almaya, finanstan müşteri hizmetlerine kadar her alanda kullanılmaktadır. Bu nedenle üretimde düşünülmesi gereken ana konular:
Yapay zeka işletmelerin hangi alanlarında ve nasıl kullanılacak? Devletin bu konuda destekleyici, teşvik edici ve düzenleyici ana çerçevesi nedir? Yapay zeka ile üretim maliyetlerini %20 en az azaltmak mümkün iken biz bu dönüşümün neresindeyiz? Nasıl adapte olacağız? Her şirket kendi başına bunu nasıl yapabilir?
4. Yetişmiş insan kaynağı: Eğitim sistemimizden meslek liselerinin desteklenmesine kadar olan tüm süreçlerdeki stratejilerimizi değiştirmek zorundayız. Üniversite mezunu ama yetkinliği düşük bir eğitim modeliyle sektörlerin gelişmesi ve iş gücünün nitelikli olması mümkün değildir. Otomasyon, teknoloji yatırımları bile olsa işletmelerde bunları kullanacak nitelikli her kademede görev alacak iş gücüne ihtiyacımız var. Eğitim sistemimiz temelden ele alınmalıdır. Temel bakış açımız; “daha fazla insan” değil, “daha yüksek yetkinlikte insan + daha yüksek çalışan başına çıktı” olmalıdır. Artık çalışan yetkinlikleri de değişmektedir. Veri bilimci, AI uzmanı, otomasyon uzmanı, teknisyen, satış sonrası uzmanı, dijital ürün yöneticisi gibi yetkinlikler aha çok aranır olacaktır.
5. Enerji ve hammadde maliyeti: Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına ağırlık vermeden, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı için teşvik sistemleri uygulamadan, enerji maliyelerinin içerisindeki vergilerin yeniden düzenlenmesini yapmadan kura ve enflasyona bağlı olarak sürekli artan yüksek enerji maliyetleri ile sanayicinin rekabet etmesi mümkün değildir. Devletin enerji politikasını fosil yakıtlara dayanan, yüksek maliyetli enerji üretiminden daha verimli ve sürdürülebilir yenilenebilir enerjilerden enerji üretimine çevirmesi zorunludur. Artık bakış açımız; “enerjiyi nereden daha ucuza alırım?” olmaktan çıkıp, “enerjiyi nasıl daha az tüketirim ve kendi enerjimi nasıl üretirim?” olmalıdır. GES, enerji depolama, enerji yönetim sistemi, akıllı bina, ısı pompası, atık ısı geri kazanımı, AI enerji optimizasyonu, elektrikli lojistik, karbon ölçümü gibi yatırımlar öncelik ve hız kazanmalıdır.
6. Pazarların daralması: İç pazarda sürekli talebin düşmesi, tüketicilerin alım gücünün azalması, denetimsiz ve standart dışı üretimlerin yarattığı haksız rekabet üreticilerimiz için büyük sorun oluşturmaktadır. Yurt dışı pazarlara uygun standartlarda yapılan üretimlerin maliyetlerden dolayı Avrupa ile bile rekabet edemeyecek hale gelmesi nedeniyle bugün çoğunlukla Afrika ve Ortadoğu pazarına ihraç ağırlıklı bir sanayimiz oluşmuştur. Bu da ihracat pazarının daralmasına neden olmaktadır. Gelecekteki pazarlarımız nereleri olacaktır, yeni pazarlara hangi sektörlerle giriş yaparak rekabetçi olabiliriz, hedef müşterilerimiz kimlerdir, nasıl katma değer yaratabiliriz diye düşünmek ve geleceğe yönelik rekabetçi stratejileri kamu ve özel sektör olarak acilen değerlendirmek durumundayız. Özellikle Avrupa'ya ihracat yapan şirketler için karbon ayak izi + enerji verimliliği + sürdürülebilir üretim artık “kurumsal sosyal sorumluluk” konusu değildir. Doğrudan ihracat yapabilme ve rekabet edebilme konusu olmuştur. Bunun için sanayicimizin yatırım yapması şarttır.
7. Belirsizlik ve güvensizlik: Ülkemizde artık 5-10 yıllık orta ve uzun vadeli planları ne sanayici ne de satış yapan firmalar yapabiliyor. Risklerin ve belirsizliklerin yoğun olduğu, her gün gündemin değiştiği, hukukun bağımsızlığının sorgulandığı bir ortamda ne kimse yatırım kararı alabiliyor, ne işini büyütmek istiyor, ne de yabancı yatırımcı geleceğe yönelik planlarında olumlu kararlar alabiliyor. Öncelikle ülkemizdeki ekonomik ve politik belirsizlikle yaşama alışkanlığının normalleştirilmesinden kurtulmamız, güvenin ve ön görülebilir parametrelerin oluştuğu ekosistemi bir an önce yakalamalıyız.
Bugün şirketlerin en büyük sorunu geleceğe yönelik bu çıkmazla nasıl baş edeceği ile ilgilidir. Bugünün rekabetçi üretimi gelecekte dijital dönüşüm, Ar&Ge çalışmaları ve yapay zeka ile çok daha farklı boyutlara doğru gelişmektedir. Ülkemizin bu konudaki alt yapı, vizyon ve strateji eksikliği yanı sıra sanayicimizin tek başına bu dönüşümde çaresiz kalışı, gelecekte ülkemizin bugün rekabet edebildiği bazı coğrafyalara bile rekabet edemeyeceği için ürün satamayacak konuma gelme riskini açıkça göstermektedir.
TÜSİAD tarafından 2025 yılında "Üretken Yapay Zeka Devrimi: Küresel Etkiler ve Türkiye'nin Konumu" konulu çok önemli bir yayınlanmıştır.
Raporun Tanıtımında TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Orhan Turan'ın raporu tanıtım konuşmasında belirttiği gibi;
Yapay zekanın sunduğu potansiyel, işletmelerin daha verimli, yenilikçi ve rekabetçi hale gelmelerine olanak tanıyor. Ancak bu dönüşüm aynı zamanda, veri yönetişimi, etik, gizlilik, siber güvenlik tartışmalarını da, beraberinde getiriyor. Şirketler yapay zekayı çığır açıcı bir teknoloji olarak görseler ve iş süreçlerine entegre etmeye çalışsalar da etik, hukuki ve yönetişim alanlarındaki belirsizlikler çekimser kalmalarına yol açabiliyor. Hepimizin bildiği gibi veri artık bir hazine, verinin işlenmesi ve güvenliği de en öncelikli konularımızdan biri. Yapay zeka tabanlı sistemler, bir yandan milyarlarca veri paketini anlık olarak analiz ederken, diğer yandan kötü niyetli aktörlerin istismarına da açık olabiliyor. Bu da güvenlik sistemlerimizin yalnızca teknik değil, dijital altyapı, etik ve yönetişim boyutlarıyla da, yeniden yapılandırılması gerektiğini gösteriyor. Veri koruma alanındaki kapasitenin tesisi ve güvenlik standartları konularının önemi artıyor.
Bu nedenle, güvenlik çözümlerimizi geliştirmek, etik ilkeleri ve uluslararası iş birliğini merkeze almak, yapay zeka ile siber güvenlik arasındaki stratejik bağın farkında olmak önemli. Bu kapsamda rekabet politikası ve düzenlemelerin de, inovasyon ekosisteminin gelişimine katkı sağlayacak şekilde güçlendirilmesi gerekiyor. Yapay zekâ sistemlerinin kullanımının artmasıyla istihdamda ani ve uç noktalarda bir değişim yerine, işlerin ve pozisyonların niteliğinde bir değişim öngörülüyor. Bu kapsamda ihtiyaç duyulan beceri gereksinimlerini karşılamak için, iş gücümüzü de eş zamanlı geliştirmemiz gerekecek. Becerileri artırma, yeniden beceri kazanma ve hayat boyu öğrenme yaklaşımıyla, mevcut ve potansiyel iş gücünün yetkinliklerini artırmak en önemli önceliklerimizden olmalı.
Yapay zekânın tetiklediği bu teknolojik dönüşüm, sektörlerimiz ve şirketlerin üst düzey yöneticileri için stratejik bir gündem olarak karşımızda. Rapor, hem konuya global bir bakış, hem de Türkiye’deki iş dünyasının yapay zekaya yaklaşımı açısından kıymetli ipuçlarını barındırıyor.
TÜSİAD “Üretken Yapay Zeka Devrimi: Küresel Etkiler ve Türkiye’nin Konumu” raporuna ulaşmak için lütfen tıklayınız.
26 Ağustos 2026 itibarıyla Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki temel fark, yapay zekâ alanında bağlayıcı ve doğrudan uygulanabilir bir hukuk rejimi ile strateji/uyum hazırlıkları arasındaki farktır. Avrupa Birliği'nde Regulation (EU) 2024/1689 - Artificial Intelligence Act kademeli olarak uygulanmakta; Türkiye'de ise henüz AB AI Act'e denk kapsamlı ve müstakil bir Yapay Zekâ Kanunu yürürlükte değildir. Bununla birlikte Türkiye, 2026-2030 dönemine yönelik politika ve eylem planlarıyla AB ile uyumlu bir düzenleyici çerçeveye yönelmektedir.
Türkiye’nin 2026-2030 dönemindeki yapay zekâ politika çerçevesi, 17 Ağustos 2026 tarihli 2026/9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile idari uygulama zeminine kavuşmuş; Genelge 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Genelge, 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi döneminin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin vizyonunu teknolojik egemenlik, rekabet gücü, veri odaklı kalkınma, güvenilir yapay zekâ ve sürdürülebilir dijital dönüşüm hedefleri doğrultusunda güncellemektedir.
Genelgeye göre Eylem Planı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının koordinasyonunda kamu, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle hazırlanmıştır. Kamu kurum ve kuruluşlarının, Eylem Planı kapsamında üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları hassasiyetle yerine getirmeleri ve uygulama sürecinde ihtiyaç duyulan destek ve yardımı sağlamaları istenmektedir.
ETP Portalında yayınlanan "Avrupa Birliği ve Türkiye'de Yapay Zekâ Mevzuatı" konulu yazıya ulaşmak için lütfen tıklayınız.
Bugün ve gelecekte üreticinin ve dolayısıyla her sektörde ayakta kalmaya çalışan sanayicimizin var olan temel problemleri gelecekte de önündeki en büyük engeller olmaya devam etmemelidir.
1. Nakit ve finansman ihtiyacı: Yüksek faiz, yüksek enflasyon, yüksek kur riski ile büyüme ve yatırım yapma imkanı, maliyetleri ve girdileri optimize etme imkanını zora sokmaktadır. Büyürken nakit yaratma şansı azalmıştır. Üstelik faizden veya finansmandan elde edilen gelir, üretimden elde edilenden daha fazla duruma gelmiştir. Artık şirketler için sadece ciro, EBITTA EBITA(Earnings Before Interest, Taxes, Depreciation, and Amortization/Faiz, vergi ve amortisman öncesi kazanç) , net kar, pazar payı gibi kriterler önemli olmamaktadır. Serbest nakit akışı çok daha önemli hale gelmiştir. Yüksek faiz, stok finansmanı, müşteriye verilen uzun vadeler, gününde tahsilat oranlarının düşük olması ve yatırım kredilerinin maliyeti şirketin nakit döngüsünü bozmaktadır.
2. Rekabetçi üretim maliyeti: Artan enerji, işçilik ve hammadde fiyatları ile Türkiye’de üretmek yerine birçok büyük kuruluş artık ülke dışına üretim tesislerini taşımakta veya bunu yakın gelecekte yapmayı planlamaktadır. Yurt dışından ülkemize yatırım yapmaya gelen markalar bu düşüncesinden vazgeçmektedir, aynı zamanda var olan yabancı şirketlerin ülkemizdeki üretimlerini durdurma oranları artmaktadır. Ülkemizde yatırım yapmış şirketler neden üretimlerini durdurup ülke dışına çıkıyorlar ya da neden ülkemizde artık yabancı şirketler yatırım yapmıyor diye çok iyi düşünmemiz gerekiyor. Buradaki tehlikeyi artık görüp yabancı yatırımcılar ve belirli sektörler için cazip fırsatlar yaratacak, onların çekincelerini yasalarla güvence altına alacak temel değişiklikleri yapmak zorundayız.
Artık hedef; “daha düşük ücretli insan çalıştırmak” değil, “aynı insanla çok daha fazla üretmek” olmalıdır. Nasıl verimlilik artışı sağlanacak, nasıl bir teknoloji transferi yapılacak, nasıl artı bir katma değer sağlanacak, nasıl yetişmiş ve kalifiye eleman bulunacak, nasıl bir otomasyon sistemi ile geleceğe ait bir alt yapı oluşturulacak? diye çözümler üretmeliyiz. Devletin bu konuda bir politikası ve yol gösteren stratejisi olmazsa bu nasıl yapılacak? Bunun yapılması için araçlar; yapay zeka, otomasyon, yalın üretim, öngörücü bakım, dijital kalite, enerji optimizasyonu, üretim verisi analitiği gibi temel unsurlar olacaktır.
3. Yapay zeka ve dijital dönüşüm: Türkiye'nin üretim şirketlerinin otomasyon, robotik, yapay zekâ, enerji verimliliği ve dijital dönüşüm yatırımı yapması gerekiyor. Sadece ürün satmak yerine, ürün + IoT + AI + enerji yönetimi + servis + uzaktan izleme + bakım + yazılım satılmalıdır. Böylece ürün bir donanım olmaktan çıkıp çözüme dönüşebilecektir. “Yapay zeka (AI) kullanmayan şirket nasıl rekabet edecek?” sorusu temel sorudur. Yapay zeka üretim planlamasından stok tahminine, ürün geliştirmeden lojistiğe, makine bakımından satın almaya, finanstan müşteri hizmetlerine kadar her alanda kullanılmaktadır. Bu nedenle üretimde düşünülmesi gereken ana konular:
Yapay zeka işletmelerin hangi alanlarında ve nasıl kullanılacak? Devletin bu konuda destekleyici, teşvik edici ve düzenleyici ana çerçevesi nedir? Yapay zeka ile üretim maliyetlerini %20 en az azaltmak mümkün iken biz bu dönüşümün neresindeyiz? Nasıl adapte olacağız? Her şirket kendi başına bunu nasıl yapabilir?
4. Yetişmiş insan kaynağı: Eğitim sistemimizden meslek liselerinin desteklenmesine kadar olan tüm süreçlerdeki stratejilerimizi değiştirmek zorundayız. Üniversite mezunu ama yetkinliği düşük bir eğitim modeliyle sektörlerin gelişmesi ve iş gücünün nitelikli olması mümkün değildir. Otomasyon, teknoloji yatırımları bile olsa işletmelerde bunları kullanacak nitelikli her kademede görev alacak iş gücüne ihtiyacımız var. Eğitim sistemimiz temelden ele alınmalıdır. Temel bakış açımız; “daha fazla insan” değil, “daha yüksek yetkinlikte insan + daha yüksek çalışan başına çıktı” olmalıdır. Artık çalışan yetkinlikleri de değişmektedir. Veri bilimci, AI uzmanı, otomasyon uzmanı, teknisyen, satış sonrası uzmanı, dijital ürün yöneticisi gibi yetkinlikler aha çok aranır olacaktır.
5. Enerji ve hammadde maliyeti: Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına ağırlık vermeden, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı için teşvik sistemleri uygulamadan, enerji maliyelerinin içerisindeki vergilerin yeniden düzenlenmesini yapmadan kura ve enflasyona bağlı olarak sürekli artan yüksek enerji maliyetleri ile sanayicinin rekabet etmesi mümkün değildir. Devletin enerji politikasını fosil yakıtlara dayanan, yüksek maliyetli enerji üretiminden daha verimli ve sürdürülebilir yenilenebilir enerjilerden enerji üretimine çevirmesi zorunludur. Artık bakış açımız; “enerjiyi nereden daha ucuza alırım?” olmaktan çıkıp, “enerjiyi nasıl daha az tüketirim ve kendi enerjimi nasıl üretirim?” olmalıdır. GES, enerji depolama, enerji yönetim sistemi, akıllı bina, ısı pompası, atık ısı geri kazanımı, AI enerji optimizasyonu, elektrikli lojistik, karbon ölçümü gibi yatırımlar öncelik ve hız kazanmalıdır.
6. Pazarların daralması: İç pazarda sürekli talebin düşmesi, tüketicilerin alım gücünün azalması, denetimsiz ve standart dışı üretimlerin yarattığı haksız rekabet üreticilerimiz için büyük sorun oluşturmaktadır. Yurt dışı pazarlara uygun standartlarda yapılan üretimlerin maliyetlerden dolayı Avrupa ile bile rekabet edemeyecek hale gelmesi nedeniyle bugün çoğunlukla Afrika ve Ortadoğu pazarına ihraç ağırlıklı bir sanayimiz oluşmuştur. Bu da ihracat pazarının daralmasına neden olmaktadır. Gelecekteki pazarlarımız nereleri olacaktır, yeni pazarlara hangi sektörlerle giriş yaparak rekabetçi olabiliriz, hedef müşterilerimiz kimlerdir, nasıl katma değer yaratabiliriz diye düşünmek ve geleceğe yönelik rekabetçi stratejileri kamu ve özel sektör olarak acilen değerlendirmek durumundayız. Özellikle Avrupa'ya ihracat yapan şirketler için karbon ayak izi + enerji verimliliği + sürdürülebilir üretim artık “kurumsal sosyal sorumluluk” konusu değildir. Doğrudan ihracat yapabilme ve rekabet edebilme konusu olmuştur. Bunun için sanayicimizin yatırım yapması şarttır.
7. Belirsizlik ve güvensizlik: Ülkemizde artık 5-10 yıllık orta ve uzun vadeli planları ne sanayici ne de satış yapan firmalar yapabiliyor. Risklerin ve belirsizliklerin yoğun olduğu, her gün gündemin değiştiği, hukukun bağımsızlığının sorgulandığı bir ortamda ne kimse yatırım kararı alabiliyor, ne işini büyütmek istiyor, ne de yabancı yatırımcı geleceğe yönelik planlarında olumlu kararlar alabiliyor. Öncelikle ülkemizdeki ekonomik ve politik belirsizlikle yaşama alışkanlığının normalleştirilmesinden kurtulmamız, güvenin ve ön görülebilir parametrelerin oluştuğu ekosistemi bir an önce yakalamalıyız.

Sözün özü: Treni kaçırmadan devlet, kamu, STK ve özel şirketlerin hepsi birlikte rekabet ligindeki düşüşümüzü nasıl tersine çeviririz diye acilen birlikte eylem planı hazırlamalıdır. Bu sadece sanayicimizin tek başına yapabileceği bir iş değildir.
Hep beraber odaklanmamız gereken temel konu: “Türkiye'de üretimi, Çin'den daha akıllı, Avrupa'dan daha verimli, küresel rakiplerden daha hızlı ve teknolojik olarak daha değerli hale getirebilir miyiz?” olmalıdır.

Paylaş:
SON YAZILAR

Elektrik Mühendisliği ve Yapay Zeka Bölüm-528 Ağustos 2026

ETP Yangın Güvenliği Teknik Kılavuzlar Bölüm-828 Ağustos 2026

Avrupa Birliği ve Türkiye'de Yapay Zekâ Mevzuatı28 Ağustos 2026
E-BÜLTEN KAYIT
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!

ETİK
KÜLTÜR & SANAT




























