×

VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ



VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ
M.Emin Atılgan
 
Öğretmenler, Cumhuriyet sizden “fikri hür, VİCDANI HÜR, irfanı hür”  nesiller ister.

Bunun bilimsel bilgi ve bilimsel yöntem kullanarak mümkün olacağının bilincinde olan ATATÜRK, bu hitabı özellikle öğretmenlere yapmıştır.

Vicdan; din, felsefe ve psikoloji alanındaki literatürde, kişiden kişiye değişen ve geliştirilebilir soyut bir kavram olarak değerlendirilmektedir.

Vicdan, sınırlarının çizilmesindeki zorluk, bu kavramın insanlarca algılanışındaki farklılıklar nedeniyle kendisi hakkında net bir belirlemeye gidilemeyen kavramlardan biridir. Vicdanı şekillendiren unsurların neler olduğu, onun etki gücü, nesnelliği veya öznelliği gibi problemler de başlı başına bir sorundur.

Felsefi açıdan vicdan, iç huzura veya sıkıntıya yol açan bir kişisel yetenektir veya kendini yargılama gücüdür. Dini açıdan, vicdan ilahi bir lütuf olarak kişide doğuştan vardır. Diyalektik anlayışta ise vicdan, toplumsal koşulların sonucu olarak insanın edindiği görgü ve bilgidir. Ancak, hepsinin hem fikir olduğu husus vicdanın gelişebilir olduğudur.
 


Freud’e göre “Üst-ben” ya da “Üst-benlik” anlamına gelen Süper-ego ise, kişiliğin kendi kendisini gözetleyen, denetleyen, yargılayan, eğriyi doğruyu birbirinden ayıran, başka bir deyimle Vicdan dediğimiz bölümüdür.


 

Kant’a göre  İnsan özgürdür, vicdan da bu özgürlüğün bilincidir. Kant’a göre vicdanın temel unsuru akıldır.


Vicdan; ”ahlaki değerlere ” göre tercihlerimizde bize rehberlik eder ve bizi yargılar. Değerler somut içerikten yoksun ölçülerdir. Değerler kişiden kişiye, çağdan çağa, toplumdan topluma büyük değişmeler gösterebiliyor. Vicdan da çağlara, uluslara, dinlere ve anlayışlara göre değişmektedir. Dışa kapalı toplumlarda değerlerin gelişmesi çok yavaştır.

Ana-baba, kilise, devlet, kamuoyu gibi otoriteler  ahlak ilkelerini ve davranış kurallarını koyan kişiler ya da kurumlar olarak kabul edilirler. İnsan bunların koyduğu yasaları ve yaptırım güçlerini benimser, böylece onları içe-mal eder. Dış otoritelerin yasaları ve yaptırım güçleri sanki insanın bir parçası haline gelir.
 
Modern demokrasilerde tarafsız olmak durumunda olan devletin anayasası da her türlü dünya görüşünün   vicdan kavramı hakkındaki anlayışını yansıtmak veya kapsamak zorundadır. Bu nedenle “vicdani karar” kavramının günlük dildeki anlamı çerçevesinde, yani iyi ve kötü arasındaki ayrıma dayanarak tanımlanması gerekir. 

Vicdan; insan davranışlarında/davranamayışlarında ve kararlarında/ kararsızlıklarında/ kabullenişlerinde/ suskunluklarında, adalet ve hukukta önemli bir rol oynar. 


Anayasa’nın 138.maddesinin 1.fıkrası, vicdani kanaate vurgu yapar. 
“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa’ya ve hukuka uygun olarak, vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler” 

İnsanın “vicdanıma göre hareket edeceğim” demesinden daha büyük bir gururla söyleyebileceği başka hiç bir şey yoktur. Cesaret ve yüreklilik   ister, Vicdanın niçin her zaman etkili olamadığı sorusuna belki de verilebilecek ilk cevap: ona kulak vermek istemememiz ve - daha da önemlisi - onu nasıl dinleyeceğimizi bilmememizdir. İnsan kendisi ile yalnız kalmaktan korkar; vicdanının sesine kulaklarını tıkamak çok daha kolaydır.,

İnsanlık, kendimize dönmemizi, özeleştiri yapmamızı yani benliğimizi tanıyıp geliştirmemizi öngörür.

Özerklik duygusundan yoksun kişiler ve kurumlar güçlerini, özdeğer duygularını kendi benliklerinden, kendi etkinliklerinden sağlamak yerine, bağımlı oldukları ideolojileri, kişileri ya da kurumları gereğinden çok yücelterek, onlara kul olarak, başkalarını da aşağılayarak kazanmaya çalışırlar. Otoriteyi sorgulama/eleştirme hakkını kendi rızaları ile yitirirler. Böyle bir ortamda kendinden olmayanı kendine düşman bilen, özerklik ve özgürlük tanımayan, tutarlı düşünce ve eylemden yoksun, aldatıcı önderler türeyebilir.


İnsanın “vicdanıma göre hareket edeceğim” demesinden daha büyük bir gururla söyleyebileceği başka hiç bir şey yoktur. Cesaret ve yüreklilik   ister, Vicdanın niçin her zaman etkili olamadığı sorusuna belki de verilebilecek ilk cevap: ona kulak vermek istemememiz ve - daha da önemlisi - onu nasıl dinleyeceğimizi bilmememizdir. İnsan kendisi ile yalnız kalmaktan korkar; vicdanının sesine kulaklarını tıkamak çok daha kolaydır.,

İnsanlık, kendimize dönmemizi, özeleştiri yapmamızı yani benliğimizi tanıyıp geliştirmemizi öngörür.

Özerklik duygusundan yoksun kişiler ve kurumlar güçlerini, özdeğer duygularını kendi benliklerinden, kendi etkinliklerinden sağlamak yerine, bağımlı oldukları ideolojileri, kişileri ya da kurumları gereğinden çok yücelterek, onlara kul olarak, başkalarını da aşağılayarak kazanmaya çalışırlar. Otoriteyi sorgulama/eleştirme hakkını kendi rızaları ile yitirirler. Böyle bir ortamda kendinden olmayanı kendine düşman bilen, özerklik ve özgürlük tanımayan, tutarlı düşünce ve eylemden yoksun, aldatıcı önderler türeyebilir.

Kendini, insanı, doğayı, evreni sorgulamayan yazgıcı bireylerin çoğunlukta olduğu bir toplumda benlik, özerklik, özgür düşünebilme, özgür seçim, birey olma gibi kavramlar soyut kalmakta, toplumsal değer olarak ağırlık taşımamaktadır.

Siyasal özgürlüklerin bir kısmı bireylerin duygu ve düşüncelerini, dini inançlarını ifade etme ve gerçekleştirmeye olanak sağlayan özgürlüklerdir. Düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü bu çerçevede belirtilebilir. 

Bireyin siyasal ve ekonomik hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınabilmesi, ancak devletin siyasi ve ekonomik alandaki hak, yetki, görev ve fonksiyonlarının sınırlandırılması ile mümkündür. Devletin siyasi alanda zor kullanma hakkının hukukla sınırlandırılmaması, bireylerin siyasi hak ve özgürlüklerini tehlikeye düşürür, devlet, “hukuk devleti” olmaktan çıkar ve “polis devleti”ne dönüşür.
”Özgürlüğün var olabilmesi için “zorlamanın olmaması” gerekir.

İktidar sahibi her insan, bu iktidarı kötüye kullanma tehlikesiyle karşı karşıyadır; ancak karşı taraftan bir tepki görürse, bundan vazgeçer. En iyisinin bile, bu tür sınırlamalara gereksinimi vardır. Eğer gücün kötüye kullanılmamasını istiyorsak, gücün kendi kendini durdurmasını, denetlemesini sağlayacak bazı önlemler alınması zorunludur.

Vicdan özgürlüğü tarihi gelişim süreci boyunca hep din ve inanç özgürlüğü ve düşünce özgürlüğü ile birlikte düşünülmüş ve gelişmiştir. Vicdan özgürlüğünün din özgürlüğü ile ilişkisi, vicdani kanaatin oluşumu ve geliştirilmesinin genellikle dini inançlara göre şekillenmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak günümüzde dini temele dayanmayan, din dışı, hatta din karşıtı düşünce sistemlerine dayanan vicdani kanaatler de anayasal korumanın kapsamındadır. Çağdaş anayasal gelişmeler, vicdan özgürlüğünü bağımsız bir temel hak olarak ele almakta ve ilişki içinde bulunduğu söz konusu özgürlüklerle nitelik itibariyle eş değerde kabul edilmektedir.

Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü sınırlandırılamaz; bu yön hakkın içsel özelliğiyle ilgilidir. Laik devletin, yurttaşlarına karşı din ve vicdan özgürlüklerini koruma sorumluluğu vardır.  

ÇOĞULCULUK; düşünce, vicdan ve din özgürlüklerine dayanmaktadır.


Vicdan özgürlüğü çeşitli bildirge ve uluslararası sözleşmelere de konu olmuştur.

Tarihte ilk kez, ismen olmasa da bugün yüklediğimiz anlamıyla vicdan özgürlüğü, Pers kralı  Kiros (Cyrus) tarafından yayınlanan deklarasyonunda yer almıştır. British Museum da bulunan “Cyrus Silindirine” kazılı bu deklarasyonda: imparatorluklarına kattıkları tüm halkların yerel özgürlüklerini, geleneksel dinlerini, ve hukuk sistemlerini geri verdiklerini belirttiler.
 

 
♦  İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kapsamında vicdan özgürlüğü 

Madde1:”Bütün insanlar hakları ve onurları eşit ve özgür olarak doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik duyguları ile davranmalıdırlar. 
 


♦ Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında vicdan özgürlüğü 

Madde 9:
“Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.” 
 

♦ ABD İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi, vicdan ve din özgürlüğünün “tek başına veya başkalarıyla birlikte, kamusal alanda veya özel olarak, kişinin dinini veya inançlarını açıklama ve değiştirme özgürlüğünü, kişinin dinini veya inançlarını ilan etmeğe yayma özgürlüğünü” içerdiğini beyan eder.
 

 
♦ 1982 T.C.Anayasası kapsamında vicdan özgürlüğü - Madde 24:“Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI (1982)
Kabul Tarihi: 7 Kasım 1982
Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 9 Kasım 1982 - Sayı: 17863 (Mükerrer)




İnsani değerler ve temel insan haklarının daha henüz anlaşılamadığı ve benimsenmediği dünyamızda, bizler, vicdan ve vicdanlı olmayı ne kadar becerebildiğimiz, yüzyıllar boyu süren ve halen devam eden, ayırımcılık ve katliamlar, daha da önemlisi SAVAŞLAR  karşısında gösterdiğimiz suskunluk ve kabulleniş ile göstermekteyiz.

İnsanın yaşı ilerleyip deneyimi arttıkça etrafında ideolojik bir kule oluşturmaya başlar. Bu kulelerin duvarları taştan ve çok kalındır. Bu duvarları bilgi ve deneyimleri oluşturur. Bilgi ve deneyim, insanın sahip olduğu en kıymetli şeyler ama aynı zamanda en büyük engellerimiz. Bunlar sebebiyle bize benzemeyenlerden uzaklaşıyor ve hayata o ideolojik kulelerden bakıyoruz.
 
Gerek bireyler gerekse toplumlar tarihsel süreçte, hırs ve tutkularından yavaş da olsa sıyrılmaktadırlar.  

İnsanlar arasında hiçbir ayırım gözetmeden her türlü dogmalardan arınmış aklı, özgür iradeyi ve bilimsel bilgiyi ön plana çıkaran ve bunları saygı, tolerans, alçak gönüllülük, özeleştiri gibi erdemlerle bütünleştiren bir değerler sistemi içerisinde çalışmayı hedeflemeliyiz. 

İnsan, kendini eğiterek geliştirmeye ve olgunlaşmaya çalışmalıdır. Zaman buldukça günlük yaşamın kaygılarından sıyrılarak düşünmeli, öz varlığını eleştirmelidir.



Mehmet Emin Atılgan


KAYNAKÇA

-Vicdan (Lütfen tıklayınız)                                                            M. Emin Atılgan, A. Hilmi Durudoğan
-Özgürlük Felsefesi Üzerine                                 Coşkun Can Aktan                                                                       (Sosyal ve Beşeri Bilimler   Dergisi)
-İnsanlar Özgürmü                                                  Prof. Dr. Vecdi Aral                            İstanbul Barosu Yayınları
-J. J. Rousseau’da Ahlâkî Vicdan ve Değeri           K. Ali Kahveci
-Erdem ve Mutluluk                                                  Erich From
-Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü                       Jim Murdoch   
(İnsan Hakları El Kitapları Dizisi)
- Dini, Felsefi, Psikolojik Boyutlarıyla Vicdan ve Değerler Eğitimindeki Yeri
  Mahmut ZENGİN & Elif İÇÖZ ARSLAN   Yüksek Lisans Tezi
-Dünya Tarihi                                                             William H. Mc Neill
-Özerk Benlik Kul Benlik Biat Toplumunun ....           Prof. Orhan Öztürk
 
Paylaş:
E-BÜLTEN KAYIT
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!
E-Bülten Kayıt