×

Işık Kirliliği-Tehditlere Dikkat !



Işık Kirliliği-Tehditlere Dikkat ! 

Dr. Bülent Aslan 

İnsan eliyle yaratılmış diğer sorunlar gibi ışık kirliliği de dünyamızın geleceğini, üzerindeki canlı yaşamı tehdit eden unsurlardandır. Bilim ve teknolojinin ilerleme sürecinde yapılanların, hayata sonradan sokulan uygulamaların yan etkileri maalesef her zaman öngörülemiyor. Bu etkilerin açığa çıkması, ne olduklarının anlaşılabilmesi için zaman geçmesi gerekiyor. Yapay aydınlatmanın da dünya üzerindeki kurulu düzene olan etkilerinin bu boyutta olabileceği yeni yeni anlaşılıyor. Yapay aydınlatmaların yanlış kullanımları nedeniyle insanlık tarihiyle aramıza bir perde çekiliyor olması, yıldızları ve gece gökyüzünün güzelliğini göremiyor olmak işin bir tarafı, bir de somut bulgularıyla beraber durumdan doğrudan etkilenme hali, gözle görülür, elle tutulur sonuçları var.


Hayvanlar, yapay aydınlatmalardan farklı şekillerde etkilenirler: Kelebek, sinek, güve gibi gece uçan omurgasızlar, göçmen kuşlar ve deniz kaplumbağaları, içgüdüsel olarak, gece gördükleri ışığa gider. Gece avlanan yarasa, baykuş, gelincik gibi avcılar, gece yeterince karanlık olmadığı durumda avları tarafından görüldüklerinden aç kalma tehlikesi altındadır. Bir grup hayvanın ise yapay aydınlatmalar nedeniyle kafaları karışır; horozlar yanlış zamanlarda ötmeye başlar, çulluk gibi gece göç eden kuşlar ise uçuş yönlerini karıştırırlar.

Yapay Aydınlatmaların Hayvanlar ve Bitkiler Üzerindeki Etkileri 

24 saatlik gündüz/gece döngüsü (sirkadiyen çevrim), canlıların fizyolojik süreçlerini belirleyen, biyokimyasal mekanizmaları denetleyen biyolojik saatini etkiler. Evrimsel süreç içinde bütün canlılar bu döngüye ayak uydurmuşlardır; hayvanların çiftleşme, göç etme, uyuma ve yiyecek bulma davranışları gecenin uzunluğuyla belirlenir. Gecenin yapay şekilde aydınlatılması, eş zamanlama bozukluğuna (jet lag) ve yön duygusunun kaybına sebep olur. Kuzey Amerika’da her yıl 100 milyondan fazla kuş, aydınlatılmış binalara çarparak ölüyor. Yapay ve yanlış aydınlatma nedeniyle büyük şehirlerden uzaya kaçan ışık, atmosferde saçılarak şehirlerin üzerinde parlak bir gök kubbesi oluşturur. Yönlerini, güneş, ay ve yıldız ışıklarını kullanarak tayin eden göçmen kuşlar, uzak şehirlerin bu görüntüsü nedeniyle yönlerini şaşırır ve doğal varış yerlerine hiçbir zaman ulaşamazlar.


Binaların pencerelerden dışarı çıkan ışığın yarattığı görüntüler kuşların yanılarak binalara çarpmalarına sebep olur. 2014 yılında yapılan bir çalışmada kuş-bina çarpışması sonucu ölümlerin 365 milyon ile 988 milyon arasında (ortalama 599 milyon) olduğu hesaplanmıştır. Ölümlerin yaklaşık %56'sının alçak binalarda, %44'ünün konutlarda ve %1'den daha azının da yüksek binalarda olduğu belirtilmiştir. (Görsel Kaynağı: National Geographic) 

Yapay aydınlatmalardan en çok etkilenen canlılardan birisi ülkemizde de çok sayıda bulunan deniz kaplumbağalarıdır. Dişi deniz kaplumbağaları, yumurtalarını bırakmak için uzak ve karanlık yerleri tercih eder ama maalesef kıyı ışıkları güvenli yer bulmalarını engeller. Yumurtadan yeni çıkan deniz kaplumbağaları ise kıyıdaki yapay ışıkları, okyanus yüzeyinin parlaklığı ile karıştırdıkları için denize hiç ulaşamaz; kıyıdaki parlak ışıklara yöneldiklerinden denizden uzaklaşır ve geri dönebilecek güçleri de olmadığından ölürler. Yarasa gibi gece beslenen hayvanlar da durumdan etkilenmektedir: gecenin aydınlık miktarının artması, hem avcı hayvanların karanlıkta av bulmak için evrimleşmiş yeteneklerinin etkisini zayıflatmakta hem de avların avcıyı görerek kaçmasını sağlamaktadır. Bu durum, her ne kadar av için yaşama imkânı sunuyor gibi görünse de besin zincirinin etkilenmesiyle doğanın dengesi bozulmakta, bazı gece avcılarının nesilleri tükenme tehlikesi altına girmektedir. Canlı hayatında ışığın etkileri bunlarla sınırlı değildir; deniz yaşamı ve balıklar, mercanlar, zooplanktonlar (su gezicileri), uçan omurgasızlar vb. üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak raporlanmış ve biyoçeşitliliğe müdahale gözler önüne serilmiştir. 


Yumurtadan çıkan deniz kaplumbağalarının bıraktığı izler: (Sol) Olması gerektiği gibi doğrudan denize gidiyor. (Sağ) Işık kirliliği nedeniyle kafası karışan yavrular yollarını bulamıyor. (Görsel Kaynağı: IDA)

Bitkiler için de durum çok farklı sayılmaz; fazla ışığa maruz kalan bitkilerin-ağaçların mevsimleri karıştırdığı, çiçeklenmelerinin etkilendiği ve hatta öldükleri bilinmektedir. Örneğin, Stenocereus cinsi kaktüslerin bazılarının (queretaroensis ve thurberi) çiçekleri sadece gece karanlıkta açar. Gecenin aydınlık olması durumunda bu ender görünen çiçekler ve dolayısıyla bu türler tamamen kaybolacaklardır. Bir başka örnek olarak ülkemizde Atatürk Çiçeği olarak bilinen Poinsettia verilebilir: bu bitki ancak yılın belli zamanlarında günlük en az 12 saat mutlak karanlıkta kaldığında yaprakları o güzel ve etkileyici kırmızı rengine bürünür. Hayvanlar tarafından gerçekleştirilen tozlaşma, yabani bitki toplulukları için önemli bir ekosistem işlevi olmanın yanında insanların bitkisel gıda tedariki için de hayati önem taşımaktadır. Ayrıca, ışık kirliliği nedeniyle polen taşıyıcı hayvanların sayısının azalması, tozlaşmanın daha az olmasına ve hem bitki çeşitliliğinin hem de sayısının azalmasına neden olmaktadır.


Yanlış aydınlatma nedeniyle ölen çınar ağaçları (Cinnah Caddesi, Ankara). Doğal süreçlerinin dışında uzun süreli ve şiddetli ışığa maruz kalan bitkilerin mevsimleri karıştırdıkları ve öldükleri gözlenmektedir.

Hava Kirliliğine ve Enerji Tüketimine Etkileri

Işık kirliliğinin belki de en az bilinen etkisi, hava kirliliğiyle hem doğrudan hem de dolaylı olan ilişkisidir ki bunlar aynı zamanda birbirlerini de tetikleyen etkilerdir. Dolaylı etki şöyle özetlenebilir: Boşa giden ışık için kullanılan elektrik enerjisini üretmek için kullanılan fosil yakıtları hava kirliliğine neden olur. Tüm Dünya’da elektrik tüketiminin %19’u aydınlatmada kullanılıyor ki bu 1,9 milyar ton karbon dioksit (CO2) salınımına eşdeğerdir. Bir örnek üzerinden düşünmek biraz daha belirleyici olabilir; 100 W’lık bir lambanın bir yıl boyunca her gece yandığında harcadığı enerji yarım ton kömür enerjisine eşdeğerdir. Tüm dünyada kullanılan lambaların sayısı düşünüldüğünde, çoğu insan için ortaya çıkan değeri kavrayabilmek bile zordur! Doğrudan etki ise şöyle söylenebilir: Atmosferde kirliliğe sebep veren moleküllerle kimyasal tepkimeye giren azot kökleri (NO3), geceleyin havayı temizler. Ancak bunlar, zayıf bağlı moleküller olduğundan parlak şehir ışıkları bu bağları kopartarak azot kökünü öldürür. Yani, yapay aydınlatmalar nedeniyle gece ne kadar kısa ve aydınlıksa, havayı temizleyen ajanların sayısı da o kadar azalmaktadır. 

Kullanılmayan ışık; boşa harcanan enerji, para ve doğal kaynaklardır. Doğru aydınlatmanın yapılmadığı yerlerde, ihtiyaçtan daha çok ve daha uzun süreli ışık kullanımı vardır. Dolayısıyla daha fazla para harcanması söz konusu olduğu için de ekonomiye ciddi bir yük getirmektedir. Uluslararası Karanlık Gökyüzü Birliği’nin (IDA) araştırmasına göre dış aydınlatmalarda kullanılan ışığın %30’u boşa gitmektedir. Bu yanlış uygulamaların maliyetinin ABD’de yılda 3,5 milyar dolar (26 milyar TL) olduğu hesaplanmıştır (2012 yılı verileriyle). İngiltere’de ise yanlış ışıklandırma yılda 53 milyon sterlin (548 milyon TL) tutarında enerji kaybına neden olmaktadır. 2012 yılında Eskişehir kent merkezinde yapılan bir çalışmaya dayanarak Türkiye için bu değerin yıllık yaklaşık 300 milyon TL (güncellenmiş değer, Ekim 2018) civarında olduğu tahmin edilmektedir. Yanlış kullanılan ışığın yarattığı bu büyük ekonomik yük, ışığın üretim süreçleri de hesaba katıldığında (doğal kaynakların çıkartılması, santrallerin kurulması ve işletimi, üretilen elektriğin hatlar üzerinden iletilmesi vs) çok daha büyük değerlere çıkmaktadır. Tüm dünyada ışık kirliliği nedeniyle atmosfere yayılan karbon dioksit miktarı yıllık yaklaşık 570 milyon ton olduğu ve bu etkiyi sıfırlamak için de her yıl 24 milyara yakın sayıda ağaç dikilmesi gerektiği söylenmektedir!

Güvenlik ve Suç

Gece aydınlatması her zaman refah, düşük suç oranı ve güvenlikle ilişkili olmadığı gibi “parlak” ışık da “güvenli” ışık anlamına gelmemektedir. Düzgün tasarlanmamış parlak aydınlatmalar, aydınlık ve karanlık bölgeler arasında keskin bir kontrast yarattığından, aydınlatılan alan dışında kalan kısımların görünmesini neredeyse imkânsız yapar. Derin gölgeler ve saklanmaya müsait bölgeler, bölgedeki aydınlatmadan beklenenin aksine suçu gizleyici koşul yaratır. Ayrıca, yürürken görmeye ihtiyaç duyulan bölge göz seviyesinin üstündeki yükseklikler değil, yerdir. Göze doğrudan gelen veya gözün alışık olduğu aydınlatma düzeyini aşan ışık, rahatsız edici olmasının yanında gözün görme yetisinin bozulmasına sebep olduğu gibi, nesnelerin görünürlüğünün kaybolmasına, dolayısıyla da yol ve çevre güvenliğinin olumsuz etkilenmesine neden olur.

Bir sonraki yazımızda ışık kirliliğinin olumsuz etkilerine insan sağlığına bakarak devam edeceğiz. 

Önceki Yazılarımız:  
 Gözümüzün Önündeki Sorun: Işık Kirliliği (20 Şubat 2021)
Işık Kirliliği – Yanlış Çözülen Basit Bir Geometri Sorusu (12 Mart 2021) 
Paylaş:
E-BÜLTEN KAYIT
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!
E-Bülten Kayıt