×

Üç Nesil Harley´ciler – Büyük Baba, Baba, Oğul



Üç Nesil Harley´ciler – Büyük Baba, Baba, Oğul

Noyan Sancar 


Bu yazımızda sizlere yazarlarımızdan Noyan Sancar’ın  babasının, kendisinin ve oğlunun 3 nesle yayılan keyifli öykülerini "Üç Nesil Harley" ’ciler yazısını sizlere sunuyoruz. 

Sn. Ufuk Tarhan’ın belirttiği gibi, Noyan Sancar ülkemizde motosikletçiliğin gelişmesine önemli katkıları olmuş, saygı değer bir  şahsiyet, önemli bir mühendis. 

Tutkunun ve onun peşinden gitmenin insan yaşamındaki önemini, hayatın akışını nasıl  değiştirebildiğini anlatan çok somut üç yaşam öyküsü… 

1926 yılının ilkbaharında savaş yorgunu genç Türkiye Cumhuriyeti’nin dinamik devrimci kadroları, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in önderliğinde ülkeyi kalkındırma hamlelerine çoktan başlamıştı. 

Nafia Vekaleti’nin (Bayındırlık Bakanlığı) görevi ve hedefi, ülkeyi yollar, köprüler, barajlar ve sulama tesisleri ile donatmaktı. Yapılacaklar pek çok, sıkıntılar, yokluklar ciddi seviyedeydi. Bu hizmetlerde rol alacak eğitilmiş nüfusun çoğu, savaşlarda şehit düşmüştü. Tek çare, bir an önce yeni kadrolar yetiştirmekti. 

Bakanlık yetkilileri, ülkenin dört bir tarafına dağılarak, liselerde okuyan   başarılı öğrencileri seçmeye ve parasız yatılı olarak mühendislik okumaları için İstanbul’a Yüksek Mühendis Mektebi’ne (İTÜ) yollamaya başladılar.

İşte o dönemde, İbrahim Adnan Sancar, Kastamonu Lisesi’nde ikinci sınıfta okurken seçilen ve liseyi dahi bitiremeden üniversiteye yollanan gençlerden biriydi. Altı yıl sonra inşaat- su yüksek mühendisi olarak mezun oldu.  Devletin verdiği ilk görev, yine devletin verdiği makam aracı olan atına atlayıp dağ, tepe, ova dolaşmak ve barajlar ile sulama tesisleri yapılabilecek yerleri belirleyip bunları Su İşleri Reisliği’ne (DSİ) rapor etmekti.

Birkaç yıl içinde planlama çalışmaları ilk sonuçlarını verdi ve inşaat aşamasına gelindi.  Mühendis Adnan atını çok sevmesine rağmen, bu şekilde inşaat işlerinin hızına yetişemediğini fark etti.  Ancak, her şeye rağmen, ülkede henüz yeterli bir karayolu ağı olmadığından, at hâlâ çok işe yaramaktaydı. 

Zaten, Mühendis Adnan’ın da bütçe kısıntısından dolayı aslında otomobilde filan gözü yoktu. O yalnızca, inşaatlarına çabuk yetişmek için köy ve şantiye yollarında rahatça ilerleyebileceği bir “demir at”ın hayalini kurmaktaydı.

Böylece, biriktirdiği parasını denkleştirip, uzun yıllar binip saklayacağı ilk motosikletini, yani ikinci el Harley Davidson Sport-Twin‘ini satın  aldı.  Artık, çok mutluydu.  İşini çok hızlı yapabiliyor, üstelik, inşaatlarına gidip gelirken kuşlar gibi özgür yaşama duygusunu tadabiliyordu. 

HD Sports-Twin 1920



Sonraki yıllarda sırası ile Triumph-Werke  (Alman), Douglas  (İngiliz), Ariel  (İngiliz) motosikletleri oldu. 

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda artık ülkede basit de olsa bir karayolu ağı oluşmuş, devlet de canla başla çalışan mühendislerine otomobil tahsis edebilir duruma gelmişti. Buna rağmen, Adnan Sancar’ın birçok arkadaşı, onun evlenip çoluk çocuğa karışmış olmasına ve artık Su İşleri Şube Müdürü olarak makam otomobili olmasına rağmen, eşi arkasında, oğlu benzin tankının üzerinde, kızı arkada annesinin kucağında motosikletle dolaşmakta ısrar etmesini pek anlayamıyorlardı! Bu şaşkınlıkları, aşağıdaki olayla daha da arttı.

1949 yılına gelindiğinde, artık beş yaşında olan benzin tankı üstü yolcusu oğluna motorcu virüsünün iyice bulaşmış olduğunu fark etti. Zira, Sports- Twin’in gri, Ariel’in siyah renklerini pek albenili bulmayan oğlu İzmir Fuarı’nda kırmızı renkli ve kromajlı  Harley Davidson WL 45’i ondan önce fark edip kendisine göstermişti. Sonunda, hayal kurularak birkaç hafta geçirildi. 

Eski iki motor satıldı ve kırmızı Harley satın alındı.

HD WL-45, 1949


Avrupa piyasası için imal edilmiş olan bu motosiklet, güçlendirilmiş motoru ile o zaman için bilinen askeri tip Harley’lerden ve diğer tip motosikletlerden çok daha hızlıydı. Önemli bir özelliği ise, yolcu selesinin de sürücü selesine eşit büyüklükte ve konforlu bir yapıda olmasıydı. 

Artık, eşi yolcu selesinde otururken küçük kızını da önüne oturtabilmekteydi.  Oğlu da bir küçük minderle benzin tankının üzerine oturunca, bu dört kişilik aileye konforlu yolculuk şartları sağlanmış  olmaktaydı.

Ege’nin her tarafında yapılan bu güzel motosiklet yolculukları, daha sonra görev gereği gidilen Adana’da devam etti. Çukurova yolları ve Toros rampalarında bu kırmızı Harley kadar hızlısının olmadığı söylentisi iyice yayılmıştı.   O zamanlar yörede pek rakip olacak durumda motosiklet olmadığından, bir de Devlet Su İşleri Bölge Müdürleri olarak sevip saydıkları, bataklıklarını kurutup, onları sivrisinek derdinden kurtaran ve sulama sistemlerini inşa ettiren hızlı motorcu arkadaşları Adnan Bey’e saygılarından olsa gerek, kimse ona meydan okumadı.

Bu arada yeni bir durum ortaya çıktı. Büyümekte olan ailenin gereksinimleri ve resmi araçlara aile bindirilememesi, artık bir aile otomobili alınmasını kaçınılmaz  duruma getirmişti.  Sonuçta, 1950 model sekiz silindirli, otomatik vitesli muhteşem bir Buick için kırmızı Harley feda edildi.

1959´da Buick ve Noyan

Adnan ve oğlu, bir yandan Buick’in keyfini sürerken, bir yandan da ilk fırsatta alacakları  Yeni nesil 1200 cc Harley’in hayalini kurmaktaydılar. Fakat, 1950’li yılların ortalarına doğru artık ülkemizde yokluk günleri başlamış, ithalat zorlaşmış ve gelen ürünler de çok pahalılaşmıştı.  Harley almak hayali iyice uzaklaşmıştı. Üstelik, Adnan’ın moralini bozan bir diğer unsur, yeni model Harley’lerin artık ayaktan vites ve elden debriyajlı olduğunu öğrenmesiydi. O devirdeki özellikle birçok Amerikan polisi Harley’ci gibi o da yeni vites düzenini benimsemedi. Harley’lerin bu tür fanatik kullanıcıları için 1972 modele kadar sipariş üzerine elden vitesli imalatlarının sürdürülmüş olduğunu ise hiç öğrenemedi. Oğlu ile birlikte son hayalleri olan 1957 Model Sportster’in de ayaktan vites olduğunun anlaşılması üzerine Adnan motorculuktan tamamen istifa etti. Artık, bu sevdayı kovalamada bayrağı oğluna devretmişti.

HD Sportster 1957

Mustafa Noyan Sancar, babasının kırmızı Harley’inin benzin tankı üzerinde gezerken beş yaşındaydı. Yazı okumayı değil, fakat rakamları sökmüştü. O devirde en hızlı otoların hız göstergesi 180 gösterirken, hemen önünde oturduğu Harley’in göstergesi son hız olarak 195 km/saat gösteriyordu.


Baba Harley´ci, yine bu günlerde babası ile birlikte patlayan lastiği yamayıp, şişirip yola devam etmeyi, zincir gergisini ve tekerlek hizalamasını, tel hava filtresini benzinle yıkamayı, buji değiştirmeyi öğrendi. Aslında o, Harley’den çok Jawa’lara binmeyi seviyordu.  

Zira, ağırlığı Harley’in sele yayını esnetemediğinden, oturunca çok yüksekte kalıyor ve ayakları  pedallara yetişemiyordu. Jawa’da ise seleye tam olarak oturabiliyor, motor sehpada bile olsa kendini tam bir sürücü gibi hissedebiliyordu. Bir yukarı, iki, üç, dört aşağı… Babasının arkadaşının motorunun üstünde oynarken ayaktan vitesi öğrenmişti bile.




İlkokul ikinci sınıfı bitirince babası ilk bisikletlerini satın aldı. Noyan, bugünkü kent çocuklarına göre çok şanslı idi. O zaman yemyeşil parkları olan Adana’da kız kardeşini de bisikletinin arka selesine oturtup ilkokula gidebiliyordu. Okul servisleri, henüz hayatımıza girmemişti. Yaz tatilleri ise kız ve erkek, hemen bütün arkadaşları bisiklet üzerinde olduklarından, çok keyifli geçiyordu. Bu arada, babasının da yardımıyla bisikletinin her tür tamirini ve bakımını yapmayı öğrendi.

Ortaokul yıllarında spor tip bisikletini annesi hediye etti. Bu bisikleti tadil edip yarış aksesuarları ile donatarak bölge bisiklet takımında yarışmaya başladı. Lise yıllarında babasının aldığı gerçek yarış bisikleti ile bu spordaki başarı seviyesi ciddi şekilde yükselmişti. Öte yandan, kendisi bu arada harçlığını biriktirip kiraladığı elden iki vitesli moped’lerle, daha sonraları Jawa’larla motosiklet kullanma becerisini geliştiriyordu. O yıllarda henüz motosiklet sürücü kursları yoktu.

1963-Noyan Bisiklet Yarışçısı


Oğul Harley´ci; 1962 yılında 18 yaşını tamamlayınca otomobil ehliyetini, hemen altı ay sonra da motosiklet ehliyetini aldı. 

İlk motosikletini alması için iki yıl daha geçmesi gerekti. Üniversitede yaz tatillerinde teknik tercüman olarak çalışıp biriktirdiği paraya babasından da biraz destek alınca ilk motosikleti olan Lambretta Li 150’ye kavuştu. 



Bu ilk motosikletini, babasının yaptığı gibi, uzun yıllar kullandı. İstanbul’da üniversitede, daha sonra İzmir’de mühendis olarak çalışırken, İskenderun’da askerlik hizmeti sırasında ve daha sonra Ankara’da çalışırken, gece gündüz, yağmurda karda, şehirde uzun yolda, arazide kullandı. 

Diğer motorcuların çoğu henüz kullanmazken, o kaskını hiç çıkarmadı. Gündüzleri far yakmakta ısrar etmek suçundan polislerle köşe kapmaca oynadı. 

Ön freni kullanmamakta ısrar eden polisler ve diğer motosikletçiler ile tartışırken ise kaçan değil, kovalayan rolüne soyundu. Bu kavgasını, bunca yıl sonra maalesef hâlâ sürdürmek durumunda kalıyor! Bugün bile polislerimiz değil ama diğer birçok sürücü hâlâ bu konuya gereken önemi vermiyor.

Geçen yıllar içinde daha kısa sürelerde, yedek parça sıkıntısı nedeniyle sık arızalanan bir BMW R-25 ve bir arkadaşı ile ortak aldıkları, fakat arkadaşı yurtdışına gidince satmak zorunda kaldıkları çok güzel bir BMW R-60 sahibi oldu. Lambretta’sı ise hep yanında idi. Sorunsuz ve ekonomikti. Üstelik, o zamanki kız arkadaşlar, büyük motorlara genellikle çekingen ve korkuyla yaklaşırken, bu motoru çok sempatik buluyorlar ve arkaya binmekten çekinmiyorlardı!

Baba Harley´ci; İhtisas amacıyla yurtdışına gitmesi gerekince motosikletini satmak zorunda kaldı. 

Dönüşte evlendi. İstanbul’da işe girdi. Bir oğlu oldu. 1980’lerin çetin ekonomik şartlarında önce Türkiye’de, sonra da uluslararası ortamda ağır müteahhitlik faaliyetlerinde rol aldı. Bu dönemde motosiklet onun için güzel bir hayal olarak kaldı. Bir süre için bu hayal ancak dergilerden, kitaplardan takip edildi. Ağır iş yaşamı ve sürekli yurtdışı seyahatleri, motosiklet almasına fırsat vermiyordu. 

Yalnız, sattığı motosikletini sürekli rüyasında görmeye devam etti. Bu rüya ve özlemin ortadan kalkması için oğlunun biraz büyümesi gerekecekti. Eski motosikletinin daha güçlü yeni modelini kendi oğluna aldıktan sonra bu rüyayı bir daha görmedi. Ne de olsa hayal gerçeğe dönüşmüştü. Yoğun iş hayatındaki sınırlı zamanda oğluyla paylaşarak bile olsa tekrar motosiklete binmek büyük mutluluktu.


Bugün Baba Motorcu, severek kullandığı ve muhafaza ettiği birkaç otomobili olmasına rağmen, bir mühendis ve yönetici olarak her fırsatta iş yaşamında da kendi Harley-Davidson Sportster’ini kullanmaktan büyük mutluluk duymakta.


Bu yazının ilk versiyonu; Noyan Sancar´ın Motor Bike dergisinin Şubat ve Mart 2005 sayılarında; ‘Üç Nesildir Motorcular’ başlığı ile yayınlandı. Noyan Sancar, o zamanlar, dergideki yazıyı okuyan, Anadolu’nun bağrındaki motorcularla aşağıda anlattığı güzel anısını da paylaşıyor: 

Tavşanlı, Kütahya’dan bir motosiklet tamircisi, Sadık Ateş’in oğlu olan meslek lisesi mezunu, elektronik yüksek okulu öğrencisi Halil Ateş; babasının 1950 model BSA 500 cc motosikletini restore edip biniyor. İyi bir motorcu olmayı ve bir Harley-Davidson sahibi, olmayı hayal ediyor. Şimdilik de hiç boş durmuyor ve şöyle diyor:

"Abi, dergilerdeki yazını fasikül olarak fotokopi ile çoğaltıp buradaki motorcu arkadaşlara dağıttım."

Okuyanlar birer birer, 15 – 20 milyon liralıklardan bile olsa, kask alıp kullanmaya başladılar. Göndermekte olduğun Harley ve OMM ileri sürüş eğitimi bültenlerini de bizim motorculara dağıtıyorum. Sizin gibi iyi motor sürücüleri olmayı hedefliyoruz´

Noyan Sancar diyor ki; ´İşte, bizler bu maksatla motosikletlerimize biniyoruz ve yazı da yazıyoruz. 

Eğitimli insanlar, güvenli sürüş, sağlıklı gelecek nesiller, her yerde dost insanlar çoğalsın, paylaşsın diye... (Halil Ateş mezun oldu.  HD Sportster’ine de kavuştu.  İyi sürücü de oldu!)


Noyan Sancar; Antalya´da, yollarda... 


Baba Noyan Sancar ile Oğul Tolga Sancar, 


Harley´leri ile Çeşme dönüşü yolda, molada...


Noyan-Nadire Sancar´lar, Tolga’nın İstanbul’da organize ettiği uluslararası Harley   festivalinde...

Tesadüfler değil, tercihler yönlendiriyor yaşamlarımızı, geleceğimizi ve hatta bizden sonraki nesilleri… Seçtiklerimizin, tutkularımızın sadece bizi değil, ailemizi, yakınlarımızı da nasıl etkilediğine dair çok somut yaşam öyküleri okuyorsunuz. Oğul Harley’cinin aktarımıyla, Oğul Tolga Sancar’ın “mesleği ile hobisini birleştiren En Şanslı Harley’ci” ödülüne giden öyküsü... 

Adnan Tolga Sancar 16 yaşına geldiği zaman, babasının ve büyükbabasının izinden giderek, 
çoktan iyi bir bisiklet kullanıcısı olmuştu. Çeşme’de yazlıktaki arkadaşları 50 cc’lik Scooter’lara binmeye başladıklarında, o da babasına “
böyle bir motosiklet alıp beraber binmelerinin ne kadar güzel olacağından” bahsetmeye başladı.

Babası da ona “bir yıl sonra ehliyet alacak yaşa gelince, öyle 50 cc’lik filan değil, esaslı bir Scooter almayı’’ vaat etti. Baba oğul için motosiklet hayalleriyle dolu günler tekrar başlamıştı…

Ertesi yıl gelen motosiklet, Baba Harley’cinin eski Scooter’ının daha güçlü modeli olan Lambretta GP 200 idi. Öyle otomatik vitesli filan değil, elden dört vitesli, ciddi bir klasik motosiklet sahibi olmuşlardı. 



Oğul, Tolga Sancar´a 1991´de alınan ilk motosikleti Lambretta GP 200´ün, 2009 sonbaharında Bebek´te çekilen fotoğrafı.


Daha sonraki yıllarda alınan Baba ve Oğul Sancar´ların Harley´leri...

Babası arkasına binip eğitim verince, Tolga kısa zamanda iyi bir sürücü oldu. O da babası gibi yazlıkta bile kask ve mont giyiyor, artık trafik kuralları ülkemizde de değiştiği için, gündüzleri far yakmaktan dolayı polisler tarafından ikaz edilmiyordu. Tolga, babası ve annesi, Lambretta’yı yıllarca İstanbul’da, İzmir’de ve Çeşme’de kullandılar. 

Nesiller boyu devam eden motosiklet tutkusu nedeniyle, arkadaş çevresindeki bazı ciddi motorcular, Tolga’yı Ortaköy’e, Harley Davidson Türkiye’nin merkezine götürüp yöneticilerle tanıştırdılar. Burada Harley’in özel satış kampanyalarından söz edilince, Tolga ve babası, Büyükbaba Harley’cinin de hayali olan Sportster’in hayalini yeniden kurmaya başladılar. 

Sonunda, o zaman henüz üniversitede makine mühendisliği son sınıf öğrencisi olan Tolga, okuldan aldığı asistan maaşını babasının biraz desteklemesi ile Sportster’in sahibi oldu. Harley Kullanıcıları Derneği Üyesi ve daha sonra derneğin yönetim kurulu üyesi olarak, yararlı dernek ve toplum hizmetlerine katıldı. Tüm bunları yaparken, mühendis olarak çalışmaya ve MBA yüksek lisans eğitimine devam etti. Günlük yaşamında motosiklet ve dernek çalışmaları gittikçe daha fazla yer işgal etmeye, babası mağdur olmaya başladı. Sebep, adamcağızın, boşta kalmamasından dolayı kaçırarak dahi motora binmek fırsatını bulamamasıydı. Çare olarak, annesini de ikna etti ve anne oğul babaya güzel bir Sportster bulup aldılar.

HD Sportster 1200 Custom


Bu arada, Harley Davidson Türkiye, hizmet ve etkinliğini geliştirmek amacıyla, yeni hamlelere girişmişti. Bu gelişmenin bir uzantısı da derneğin aktif üyesi olan bir müşterisini şirketinin yönetimine getirmekti. Böylece Tolga kendini genç yaşında Efsane Motor A.Ş.’nin Genel Müdürü pozisyonunda buldu. 



Tolga Sancar; Harley-Davidson University´de (Oxford, UK) katıldığı kurumsal eğitim çalışmalarından birinde...

Çok çalışması gerekti.  Şirketler Grubunun yönetimi, kendisine güvendi ve destek oldu.  Dernek yönetimi ve arkadaşları ona destek oldu.  Şirketin kadrolarını, profesyoneller ve dernek üyesi arkadaşları ile güçlendirdi. Hep birlikte, şirketin ve Harley Kullanıcıları Derneği’nin etkinliklerini uluslararası boyutlara eriştirdiler. Tabii, bu arada müşteri sayısında ve daha önemlisi, şirket desteğinin artması sonucunda mutlu müşteri sayısında önemli artışlar oldu. Dernekle yapılan geziler ve eğitimprogramları ile, usta ve deneyimli sürücü sayısında ciddi gelişmeler sağlandı. Organize edilen  ve yalnız Harley kullanıcıları ile sınırlı olmayan eğitim ve motor sürücülerini bilinçlendirme programları, toplum ve motosiklet meraklıları arasında beğeni kazandı.

Bu arada, Harley Kullanıcıları Derneği iki önemli ödül verdi; 

Bunlardan biri, Baba Harley’ciye verilen “Babasından Aldığı Harley’ciliği Oğluna İleten Nesilden Nesile Harley’ci” ödülü, Diğeri ise oğul Tolga’ya verilen “Mesleği ile Hobisini Bbirleştiren En Şanslı Harley’ci” ödülü idi.

Tolga Sancar, 2008 yılında, Milwaukee´de yeni kurulan Harley-Davidson Museum´a, Büyükbabası ve Babasına ithaf edilmiş bir teşekkür plaketi yaptırıp, teslim eder. O taraflara yolu düşenler uğrarlarsa, Türkiye´den tek plaket olan bu anıyı, H-D Museum´da görebilirler...

2009 yılında ise bu sefer HD Motor Company Tolga Sancar´a bir jest yapar ve bu linkteki  H-D mozayiğinin içine onun da fotoğrafını ekler...

 Oğul, Tolga Sancar ve Harley´ini, Güney seyahatlerinden birinde, Kargı Koyu (Marmaris) taraflarında gösteriyor. 





 Tolga Sancar ve Harley´ci arkadaşlarının Gelibolu´ya giderken, çekilmiş ilginç bir sürüş fotoğrafı. Önde, iki Harley-Davisdon arasında küçük olarak görülen, grubu götüren Harley; Tolga Sancar´ın

Üç nesildir motosikletçi erkekleri olan bu ailenin annelerini merak etmiş olabilirsiniz… Hemen belirtelim; Tolga’nın annesi de sıkı bir motosiklet tutkunu ve kullanıcısı. Ailenin üçüncü motosikleti Lambretta, yani Baba Harley’cinin eski göz ağrısı, Harley ağır geldiği için kullanamayan Anne’nin en sevdiği araç. Üçü birlikte, hâlâ kullanıyorlar. 


Anne, Nadire Sancar; oğlunun makam aracında, Çeşme’de...


Tolga Sancar ve Sevgili Annesi bir seyahatlerinde...

Oğul Harley’ci, onun için sonunda işi haline de gelen bu merakını ve hobisini arkadaşlarının yanı sıra annesi ve Baba Harley’ci ile paylaşmaktan mutluluk duyduğunu hep ifade ediyor. Ancak, asıl mutluluk duyanlar, annesi ve babası. Zaman zaman hüzünlendikleri tek konu, Büyükbaba Harley’cinin, oğlunun ve torununun Sportster’leri ve motor sevdalısı arkadaşları ile yaşadıkları güzellikleri görememiş olması…

Dördüncü Nesil Harley’ciler (?)

Tüm dünyada çok daha önce yaşanmış ve kazanılmış olan düzgün ve güvenli motosiklet kullanma bilinci, ülkemizde de kültür ve eğitim seviyesinin gelişmesi ve aynı zamanda büyüyen kentlerimizdeki trafik  sıkışıklığının  artması,  hem  erkek  hem  de  kadınlar  arasında  motosiklet  kullanımının yaygınlaşmasını hızlandırıyor. 

Büyük olasılıkla, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yıldönümü ve Harley Davidson’un 120. Yıldönümü kutlamaları zamanında (ve Büyükbaba Harley’cinin ilk Harley’ine binmesinden 85 yıl sonra), dördüncü nesil Torun Harley’cilerin hikayesini yazmak, inşallah ona ve Allah sağlık ve ömür verirse, belki de bana nasip olur.

Hepinize iyi sürüşler...

Noyan Sancar

Kaynak:
Sn. Ufuk Tarhan’ın (www.ufuktarhan.com) portalında yayınlanmış bu yazılar  ETP Portalımız yazarlarımızdan Sn. Noyan Sancar tarafından  tekrar düzenlenerek  tek bir yazı olarak yayınlanmıştır. 
 
Paylaş:
E-BÜLTEN KAYIT
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!
E-Bülten Kayıt